Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

24 Mart 2010

Klasik Dönem Heykeltıraşlığı

E) Klasik Dönem
Bu safhaya aynı zamanda «Geçiş Devri», «erken Klasik» gibi çeşitli  adlar ve eserlerin gösterildiği sert ve ciddi ifadelerden dolayı « ciddi Stil»-demek daha doğru olur.  Bu başlık altında ilkin, ciddî stil safhasına giren fakat hâlâ arkaik özelliklerin bariz,şekilde görüldüğü, Aigina Aphaia tapmağı alınlıkları, Harpy abidesi, Leonidas ve Berlinli Tanrı kadın gibi eserleri örnek alıyoruz
 
·         Aigina Aphaia Tapınağı Alınlıkları:
Aphaia tapınağının alınlıkları, zaman bakımından Arkaik devirin sonu ile klasik sitilin basına rastladığı için, arkeolojide ayrı bir yer işgal eder. Tapınağın her iki alınlığına ait heykellerin çoğu Münih’teki Glyptothek’te bulunmaktadır. Bu eserler üzerinde yapılan üslûp bilimi çalışmalar sonunda alınlıkların İ.Ö.500 yıllarında tamamlandığı ve herhangi bir sebeple, belki de Pers Harpleri sırasında hasar gören doğu alınlığın İ.Ö.490–480 yılları arasında yenilendiği anlaşılmaktadır. Her iki alınlıkta Troja Savasına katılan şahıslar tasvir edilmiş olduğundan karşılaştırmalar kolay olmaktadır. Herakles’in de katıldığı savaş sahnesinin ortasında er iki alınlıkta Athena durmaktadır. Batı alınlıkta Athena’nın her iki tarafında üçer figürden meydana gelen ve yönleri ayrı ayrı olan ikişer grup, doğu alınlığın her iki tarafında ise dörder figürden müştekil birer grup vardır. Hatta doğu alınlığın köşelerindeki figürlerde şekil ve istikametleri bakımından esas gruba katmak mümkündür. Böylece kompozisyon bakımından iki alınlık arasından doğuda dikkatin kenarlardan merkeze toplanması, batıda ise dikkatin dağılması gibi önemli bir ayrım vardır. İkinci ayrımı da alınlıkların ortasında duran, bir elinde mızrak, diğer elinde kalkan tutan Athena heykelleri arasında bulmak mümkündür. Batı tarafındaki Athena  frontal duruşu, chimation'un yanlarda zikzak yapması ve paralel kıvrımıyla insan üzerinde doğu ta-raftakine  nazaran biraz daha fazla arkaik özellik taşıdığı tesirini bırakır. Buna karşılık doğu cephedeki Athena daha hareketli tasvir edilmiştir.Aphaia tapmağının alınlıkları arasındaki zaman farkını köşelerde yatan savaşçılarda görmek çok daha kolaydır. Doğu tarafın köşesinde yatan sakallı savaşçı köşeden itibaren alınlığın genişleyen sahasına şekil ve hareketiyle uymuş ve ortaya doğru bir istikamet almıştır. Batı tarafta yatan savaşçının belden yukarı kısmı alınlığın daralan tarafına geldiği için,-figürün sahaya uyması bakımından bir ahenk meydana gelmemiştir. Yine bu genç yaralıda frontal bir durum görülmekte, vücut alınlık sahasına genişliğine yayılmakta, ayrıca saç önde simetrik bukleler halinde, kulakları kapatacak şekilde sıralanmaktadır. Doğu tarafın figürlerinde ise derinlik anlamı fazladır.Doğu cephede yatan ihtiyarın belden itibaren gövdesi hafif dönmekte ve böylece eser, omuz ve kolların şekil ve duruşunun da yardımı ile bir derinlik kazanmaktadır. Derinliği figürün bacaklarının duruşunda da görmek mümkündür. Buna mukabil batı tarafta yatan heykelin bacaklarının duruşunda birbiri üzerine gelmiş bir durum vardır. Batı alınlığa ait ok atan Herakles'de zamanın genel özelliği, ciddî ifadenin belirtilmiş olduğunu/görmek mümkündür. Müteakip sayfalarda eserleri tetkik ederken ciddî ifadenin özelliklerinin neler olduğu üzerinde duracağız. Bütün bu yenilikler yanında Aigina Aphaia tapınağı doğu alınlık
eserlerinin alınlığa sanki getirilip konmuş gibi bir durum göstermeleri, konuya şekil ve hareket bakımından bağlılık derecelerinin az olması, hattâ yüzlerinde çok hafif bir gülümseme görülmesi bakımından bunların klasik eser sayılıp sayılmamaları hususu tartışma konusu olabilir.
 
·         Harpy Abidesi:
Antik devirin Likya’sı olan ve merkezini Xanthos şehrinin teşkil ettiği, bugünkü Fethiye ile Fenike arasında kalan bölge arkaik ve klasik safhalarda sanat bakımından doğuda Greklerin önemli bir merkezi olmuştur. Mevkiinin icabı burada her devirde olduğu  özelliklere rastlanmaktadır. Bu bölgenin önemli eserleri arkaik devirde Aslanlı Mezar, 5.yy. da Harpy, Nereidler ve Gölbaşı Abideleridir.
Likya denilince her şeyden  önce   bölgedeki mezarlar akla gelir.  Aslında mezar tipleri ve ölü gömme geleneği ile Likya’nın Grek alemi içinde ayrı bir yeri vardır. Belki de Likya bu özelliğini kapalı ve dağlık bir "bölge oluşuna borçludur. Bu dağlık bölgede ölünün emniyeti, ekseri memleketlerde olduğu gibi toprağın allında değil, daha ziyade zeminin üstünde sağlanmıştır. Bu gelenek ve zaruretten kaya içine oyulan ve cephesi ev gibi işlenen kaya mezarları ile yüksek kaide üstünde mezarlar ve lahitler meydana çıkmıştır.
Arkeolojide Harpy abidesi diye bilinen eser Likya’nın Xanthos şehrinde bulunan bir mezar anıtıdır. Eser yüksek bir kaide ile bunun üzerinde yer alan ve oda şeklinde olan mezardan ibarettir.Bu dikdörtgen şeklindeki odanın dört tarafı kabartmalarla süslüdür. Bu gün British Museum'da bulunan bu kabartmalara bakıldığında doğu batı ve güney taraflarda oturan figürlere ayakta duranların elle­rindekini takdim etmek istedikleri görülmektedir. Kuzey tarafta ise koltuğunda oturan yaşlı bir kimseden bir gencin miğfer alışı tasvir edilmiştir. Kuzey ve güney taraflara ait kabartmaların ke­narlarında Siren dediğimiz kuş vücutlu kadın başlı kanatlı yaratıklar yer almıştır. Bu karışık yaratıklar ilkin Harpy olarak kabul edildiğinden esere Harpy abidesi adı verilmiştir. Sirenler Grek mito­lojisine göre, ölenleri tanrılara götüren yaratıklardır. Doğuda, bilhas­sa Urartu sanatında bu şekilde karışıp varlık tasvirlerine sık rastlanır.Harpy abidesi  ilk bakışta insan üzerinde arkaik te­sir bırakır. Saç örgüleri, yüz ifadeleri ve bilhassa elbise kıvrımlarında  eskiye ait bu özellikleri bulmak kolaydır. Kadınların elbiselerinde zen­gin ve paralel kıvrımlar, bele kadar  inen uzun saçları örgü şekilleri arkaik devrin özellilerini taşır. Hatta bu zengin­liği arkaik İon sanatına bağlamak da mümkündür.Fakat bu kabartmalar dikkatle tetkik edildiği zaman bazı kıvrımların, bilhassa oturan şahısların arkalarında ve dizlerinin altında görülenlerin geç bir tarihi işaret ettikleri anlaşılır. Sanatta yeni yeni görülmeye başlayan bu tarz kıvrımlarla sanatkar kumaşın katlanmasını ve kırışıklığı ifade etmek istemiştir. İşte bu kıvrımlar Harpy Abidesini Klasik Devrin başına vermeyi kolaylaştırır ve Ekrem Akurgal da dahil olmak üzere bazı bilginler anıtı i.ö.480 yılına kadar indirirler.  Bu durumdan öyle anlaşılıyor ki Harpy abidesi Klasik devrin başlarındadır.
 
·         Ispartalı savaşçı:
Isparta'da ele geçen ve başında büyük bir miğfer taşıyan heykel bazı arkeologlar tarafından Termoplai kahramanı Leonidas olarak kabul edilir. Yüzdeki   ifade, ye gövdenin hareketi bakımından eserin enerjik bir kimseyi tasvir ettiği anlaşılmaktadır.
Dudaklarının yapılışı ve hafif gülümseyen hali ile eser i.ö.490dân önceye ait özellikler gösterirse de, gövde ve başın sağ tarafa doğru ha­fifçe dönüşü, göğüs ve karın yapılışı bakımından Tyran öldürenle­re yaklaştırabilir. Böylece Ispartalı savaşçıyı İ. ö. 480 civarına koy­mak mümkündür.
 
·         Berlinli Oturan Tanrı Kadın:
Berlin Müzesinde bulunan ve Oturan Tanrıça diye bilinen eser, güney İtalya da Tarent’te ele geçirilmiştir. Elbisenin tam plastik olmayan kıvrımlarında, saçın şekil ve örgülerinde geç arkaik safhasının özelliklerini aramak mümkündür.Buna karşılık gözlerin ve dudakların belirli ifade edilmeleriyle yüzde sağlanan ifade eseri ciddi stil safhasına yaklaştırmakta ve i.ö.480 civarına vermeyi kolaylaştırmaktadır. Elbise kıvrımlarının zenginliği ve yüz ifadesinde İon özelliği bulanlar vardır.Bunlar arasında tanrıçanın vücudunun dolgunluğu ve taht üzerinde oturuş gibi Ionia’ya verilebilecek özelliklere de dikkati çekmek mümkündür. Safhanın özelliklerini açık olarak yansıtan ilk eserler Euthydikos koresi, 688 Nr. lı kore Sarışın Baş ve Kritios Oğlanı’dır. Bunların hepsi Atina Akropolünde Perslerin tahrip ettikleri tabakada bulunduklarından, İ.Ö. 480 yılı bunlar için bir ante quem’dir. Yani bu eseler 480 den sonraya verilemezler.
 
·         Euthydikos Koresi:
İthaf edene göre isim alan bu eser duruşu ve cepheden tasvir edilmiş olması bakımından geç arkaik safhanın Korelerini hatırlatırsa da, elbise ve kıvrımların sade­leşmiş olması ve yüz ifadesi bakımından onlardan ayrılır. Dar olan el­bise altında, vücut ve omuzların yuvarlaklığı belli olmaktadır. Saçın başa kalın bir takke gibi geçmesi ve paralel, hafif dalgalı çizgilerle be­lirtilmesi şeklini, biraz sonra göreceğimiz sarışın oğlanın saçı ile kar­şılaştırmak mümkündür. Her iki eserde de şakaklara doğru hafif sar­kan zülüfler, safhanın diğer eserlerinde daha belirli bir şekil alacak­tır. Kore'nin yüz hatları, dudaklarının işlenişi ve gözlerinin yapılışı ciddî stil özelliği taşımakta ve kalınca olan göz kapakları, ağlamış in­sanlarda görülenlere benzemektedir. Eski Korelerin gülmeyi ifade eden düz dudakları terk edilmiş ve bunlar tabii formunu almaya başlamış­lardır. Bütün bu özellikler esere anlamlı bir ifade kazandırıyor ve Ko­re'nin İ. ö. 490 - 480 yılları arasında yapılmış olmasını gerektiriyor.
688 Nr.h Kore'yi yüz ifadesi ile saç şekli bakımından Euthydikos koresi ile karşılaştırmak mümkündür. Fakat elbise ve kıvrımlarının kalın ve ağır olması gibi özellikleriyle 688 Nr. lı Kore ondan ayrılır. Eser genel olarak İ. ö. 480 yılma doğru tarihlenir.
 
·   Sarışın Oğlan:
Arkeolojide «Blond Ephebe» olarak bilinen eser genel olarak Euthydikos Koresine benzerse de cid­di ifade ve" 'teessür bunda daha belirlidir. Gözlerin şekli, dudakların kapalı ve çenenin tok hali ile saçın alını iyice bastırmış olması figüre âde­ta somurtkan bir ifade vermektedir. Bu başta görülen diğer bir yeni özellik de, kaşların burnun iki tarafındaki hatlarla birleştikleri yerde, hafif bir kırılma görülmesidir. Arkaik devire ait heykel çehrelerinde ise, bu kısımda muntazam bir kavis bulunmaktadır.
Sarışın oğlanın gövdesine ait ele geçen parçalara bakıldığında eserde Kritios oğlanındakine benzer bir hareket görülüyor. Genel olarak İ. ö. 480 yılından biraz önceye tarihlenen bu eserin getirdiği en önemli yenilik, başını hafif yana doğru döndürmüş olmasıdır.

·         Kritios Oğlanı :
Akropolis’de Perslerin tahrip ettikleri tabakada ele geçen bu eser, Tyran Öldürenler'den Harmodios’a benzediği için sanatkâr Kritios'a verilir ve bunun için eser arkeolojide Kritios oğlanı diye tanınır.Tabiiden küçük olan bu eserin sanat tarihindeki önemi, vücudun ağırlığını taşıyan ayak ile oynayan bacağın fonk­siyonlarının sonucu olarak vücutta meydana gelen değişikliklerin belirtilmiş olmasından ileri gelmektedir. Eserde sağ diz hafifçe öne doğ­ru çıkmış, biraz aşağıya düşmüş ve dizden aşağısı çok az geriye git­miştir. Vücudun ağırlığı genellikle diğer dik duran bacak tarafından taşınmaktadır. Sağ kalça,   bacağın oynamasına   paralel olarak biraz aşağıya düşmüş ve bu düşüş kasık hattının aldığı şekille daha da açık­lık kazanmıştır. Yine, bütün bu hareket ve değişikliklerle ilgili olarak sol kol hafif geride gösterilmiştir. Bacağın hareketine vücut da uy­muş, böylece Grek heykel tranşlığın da ilk defa frontalite bozulmuş, vü­cudun ortasından geçen dik mihver esnemiş, hafif yaylanmıştır. San­ki şevki tabiinin bir sonucu olarak baş, oynayan bacak tarafına hafif dönmüştür. Kritios oğlanı bu zamandaki Attika özelliklerini yansıtan çok önemli bir eserdir. Gözleri renkli taştan yapılmış olan eser, saçın Sarışın oğlandaki kadar başı bastırmaması ve onun gibi derin düşünü­yor gözükmemesi ile Attikalı bir ustanın elinden çıktığını açıkça gös­terir.
Ciddî stilin i.ö.480 yılı ile Olympia Zeus tapınağı zamanı arasına tarihlenebilecek önemli eserleri şunlardır: Tyran Öldürenler, Selinus E tapmağı metopları, Delphi'li arabacı, Ludovisi tahdı ve steller bah­sinde göreceğimiz bir iki kabartma.
 
Tyran Öldürenler:
 İ. ö. 480 yılında Persler tarafından İran’a götürülmüş Anteneor’un Tyran Öldürenleri Kritios ve Nesiotes adlı iki sanatkâr tarafından i.ö. 477 yılında tunçtan tekrar yapılmıştır. Atina’da Pazar yerinde yan yana duran iki heykelden genç olanı Harmodios sakallı olanı da  Aristogeiton idi.
I. s. 2.yüzyılda yaşamış olan Kommageneli Lukian Tyran Öldürenleri antik devirin belli başlı eserlerinden biri olduğunu kaydeder.Bugüne kadar ele geçen çeşitli   kopyalar arasında  İ. s. 2. yüzyıla ait, Napoli ve Metropolitan müzelerinde  bulunan   tabii büyüklükteki kopyalar,   bize eserin   orijinali   hakkında bilgi   vermektedir. Ayrıca Tyran Öldürenleri vazolar ve paralar üzerinde tasvir edilmiş olarak da görüyoruz. Yan yana durdukları anlaşılan iki eserin birbirine olan uzaklıkları ve duruş  şekilleri kesin olarak bilinmemektedir.Sol tarafta duran Harmodios yukarı kaldırdığı sağ eliyle muhtemelen kılıcını tut­makta idi. Aristogeiton ise öne doğru uzattığı kolunda chlamys'ini ta­şımaktadır. Hamle vaziyetine benzer şekilde duran her iki figür de ha­reketli olup adaleler oldukça belirtilmiştir. Genç olanının yüz ifadesi ve çenesinin tok hali Kritios oğlanına benzerse de, eser ona nazaran biraz daha hareketlidir. Tyran Öldürenlerde cephe çeşitlidir. Birisi grubun cephesi, diğeri de her iki eserin kendilerine has olan cepheleri­dir. Esas olan grubun cephesini her iki eserin yüzleri, eserlerin ken­di cephelerini ise gövdelerinin yönleri tayin eder. Yaptığımız bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Kritios ve Nesiotes, eserlerinde, Antenor'un Tyran Öldürenleri’ni aynen taklit et­memişler, sadece şekil ve kompozisyon bakımından ona bağlı kalmış­lardır. Şayet aynen taklit etmiş olsalardı, ciddî stil safhasında görü­len hareket ve yüz ifadesini bu eserlerde bulamayacaktık.
 
Selinus E Tapınağı Metopları:
Sicilya adasında Selinus’da tespit edilen ve «Selinus E Tapınağı »diye adlandırılan,
Tanrıça Hera'ya ait tapınağın doğu ve batı taraflarında bulunan altışar metoptan beş tanesi oldukça sağlam vaziyette ele geçmiştir. Zeus ile Hera’nın evlenmesi Artemis’in köpeklerinin Aktaion'a saldırışı Herakles ile Amazon mücadelesi Athena ile Gigant Apollon ile Daphne. Metoplarda biri
kadın diğeri erkek olmak üzere iki figür yer almaktadır. Kabartmalar kireç taşın
dan, fakat kadınların kol ve baş gibi elbisenin açık bıraktığı uzuvlar
mermerdendir.
  Sahnelerde, hareket ve yüzlerde ciddî stilin ağır, sade ve düşü-
nen ifadelerini bulmak mümkündür. Zeus ile Hera’nın bulunduğu sahnede ağır ve ölçülü hareketler hem tanrılıklarına hem de zamanın sanat anlayışına uymaktadır. Yüzdeki uzuvlar belirli "hatlarla ifade edil­miştir."" Sanatkâr figürleri, eğri ve bazen de, bir figür için zor olan po­zisyonda tasvir etmekten hoşlanmaktadır.
Bu metoplarda tasvir edilen figürlerin zengin elbise kıvrımların­da, ve mantonun yanlarda geniş zikzaklar yapmasında arkaik devirin izlerini bulmak mümkündür. Fakat bunların yanında Zeus'un dizinin altındaki kıvrımların tabii bir şekilde ifade edilmeğe çalışılması gibi yenilikler de vardır. Yüzdeki uzuvların belirtilmesindeki barizlik ve çehrede hakim olan ifade bize ciddî stilin özelliklerini aksettirir. Bu bakımdan Selinus E tapınağı metopları İ. ö. 470 civarına tarihlenebilir.
 
 
Kouroslar:
Çıplak genç erkek heykelleri için kullanılan bir isimdir. Bu heykellerde kollar aşağıya doğru sarkmaktadır. Eller ise, yanlarda ya yumruk halinde ya da acık bir şekilde bırakılmaktadır. Sounion grubu kouroslarında figürlerin şekli yontuldukları bloğun dört yüzünü aynı anda göstermektedir. Bu kübik formun yüzeyinde anatomik detaylar kabartı olarak yivler ve kazıma çizgiler ile ifade edilmiştir. Anatomi sadece küçük bir boyutta anlatılmış ve vücudun oranları doğaldan büyük bir çapta sapan bir durumda yorumlanmıştır. İnsan figürü önemli detayların vurgulandığı masif ama kendi içinde uyumlu bir yapı ile tasvir edilmiştir. Saçlar ve başın yapımında hala dedalik stil özellileri göze çarpmaktadır. Kulaklar ion sütun aşlığındaki volütler gibi ve gerçekten uzak yapılmaktadır. Yüz uzuvları oyuklar ve çukurluklar bırakılarak yapılmıştır. Kolların proporsuyonu bozuk düz ve iki yandan yapışık bir şekilde aşağı inmektedir.
Orkhomenos-Thera grubu kouroslarında figürlerin bedensel yapıları üzerinde daha fazla durulmaya çalışılmış, ideale yaklaşan bir adım olarak ta detaylar da yuvarlak hatlara önem verilmiştir. Gözlerin ve kulakların yapımında Sounion grubunda görülen stilizasyonluk ortadan kalkmaya başlamıştır. İfade, duruş, baş ve saçların genel görünüşü, kasık hatlarının dik olarak ifade edilmesi ilk eserlere oranla fazla bir fark görülmemektedir. Ayrıca bu eselerde kolların büyük bir kısmının vücuda temas ettiği gözlemlenmektedir.
Tenea-Voloumandra grubu kouroslarında figürler dörtgen formdan kurtulmuşlar ve daha iyi şekillendirilmişlerdir. Kemikler ve adaleler ayrı vurgulanmaya başlanmıştır. Duruş bir önceki duruma göre daha bir elastikiyet kazanmıştır. Kasık hatları eskisi kadar sert olmayıp, karın ve adaleler eskisi kadar gergin değildir. Kollarda henüz bir hareketlilik olmamış vücuda bitişik bir durumdadır. Sacların işlenişi ve şeklinde ilk kez ateş huzmeleri şeklinde verilmiştir.
Melos grubu kouroslarında vücutların ince yapılışı, adalelerin fazla belirtilmemesi, gülümsemeleri, saçlardaki stilizasyon, gözlerin hafif eğriliği ve karın boşluğunun yapılışı bakımından yenilikler göstermektedir.
Anavysos grubu kouroslarında figürlere yandan bakıldığı zaman göğüs kısmının hacim kazandığı ve omuriliğin “s” şeklini aldığı gözlemlenmektedir. Kollar vücuttan yavaşça çözülmeye başlamıştır. Ve bu dönemle birlikte ilk olarak saçlar kısalmaya başlamıştır.
 
Ptoon 20 grubu kourosları arkaik dönemdeki gelişimin son evresini oluşturmaktadır. Öne atılan bacak ile arkada bacak arasındaki değişikliğe ait belirti net bir şekilde görülmektedir. Bunun doğal sonucu olarak ta omuzlardan bir tanesi diğer omuzun aşağısında kalmaktadır. Kolların tamamen vücuttan ayrılması heykeltıraşların gösterdiği bir başarıdır. Gözler ufalmakta ve gözyaşı bezleri verilmektedir.
Sonuç olarak korea ve kouroslardaki gelişim; figürler statik bir duruştan hareketlenmekte, saclar ve kulaklar stilize bir durumdan natüralist ve realist bir şekilde düzelmekte, vücut oranları ve elbiseler gelişip gerçekçi bir şekilde işlenmekte ve kollar dönemin sonlarına doğru korkusuzca vücuttan ayrılarak vücuda hareketlilik kazandırılmaktadır. Böylelikle Yunan plastik sanatı oriantalizan dönemden sonra arkaik dönemle birlikte artık kendine özgü sanatsal kaideler yaratmıştır. Bu dönemden sonra sanatçılar en iyiye ulaşabilmek için çalışmıştır
Delphili Arabacı:
Arkeoloji de bilinen  tunç eser Olmvpia'da ele geçirilmiş olup, kitabesine göre Gelalı Polyzalos tarafından ithaf edilen arabanın sürücüsüne aittir. Delphi Müzesinde bulunan bu eserin sanatkâr Sotades tarafından yapılmış olması muhtemeldir. Elin dizgini tutuşundaki tabilik ve yüz hatlarının ifade edilmesindeki başarı eseri döken ustanın maharetini ortaya koymaktadır.Gözlerin renkli oluşu esere ayrı bir canlılık vermektedir. Yüzdeki uzuvların bariz hatlarla belirtilmiş olması ve çenenin tok hali zamanın genel özellikleridir' Göğüsle "görülen kıvrımlar, ilerde «V» şeklini ala­cak kıvrımların ilk örneğidir. Dizgini tutan el ve başın çok hafif sağa doğru dönmesinden başka vücutta herhangi bir hareket görülmemek­tedir. Esasen figür, gözünün şeklinden anlaşıldığına göre, dikkatle ve biraz da soğukkanlılıkla ileriye bakmaktadır. Belden aşağıda görülen kalın ve dik kıvrımlar düzgün bir şekilde vücudu örtmekte ve yuvarlak bir görünüş meydana gelmektedir. Kemer de biraz yukarda bağlandı­ğı için gövdenin alt kısmı uzun gözükmektedir. Delphili Arabacı genel olarak t. ö. 470 civarına verilmektedir.
Ludovisi Tahtı Ve Boston Kabartmaları:
İtalya’da ele geçmiş olan iki eserden Roma'da National Müzede bulunan «Ludovisi Tahtı» Boston Müzesinde bulunan da «Boston Ka­bartmaları» diye isim alır. Her iki eser şekil, konuları tasvir tarzı bakımından birbirine benzer ve genel olarak aynı zaman aittirler. Eserler arasındaki bu yakın benzerlik çeşitli yorumlara sebep olmuştur. Eskiden taht diye bilinen National Müzede bulunan ile Boston Müzesindekinin şimdi bir altara ait olmaları ihtimali üzerinde durulmaktadır. Hattâ E. Langlotz'a göre ölçülerinin ayrı ayrı olmalarından dolayı her iki­si de ayrı birer altara aittirler.
Böyle çeşitli yorumlara sebep olan bu iki eser üzerindeki tasvir­leri kısaca görelim. Roma'dakinin geniş cephesinde Aphrodite'nin doğuşu yan cephelerin birinde buhurdan önünde oturmuş giyimli bir kadın, diğerinde flüt çalan çıplak bir kadın tasvir edilmiştir. Boston’da bulunanın geniş cephesinde ise, oturan iki kadın ve bunlar arasında elinde terazi tutan bir Eros, dar tarafların birisinde, lir çalan çıplak bir genç   diğerinde   oturan   yaşlı   bir   kadın   tasvir   edilmiştir. Her iki eserde de geniş cephelerde üçer figür, dar cephelerde oturan birer figür bulunur ve böylece tertip ve şekil bakımından bu iki eserin bir­birine çok benzedikleri görülür. Yalnız Boston kabartmasında dar cep­henin birinde bulunan yaşlı kadının oturuşundan ve önünde görülen., kazınmadan mütevellit izlerden dolayı burada bir figürün, muhtemelen bir çocuğun bulunduğu tahmin edilmektedir.
Aphrodite'nin vücudu tam cepheden, başı tam profilden tasvir edilmiş ve elbise, ıslaklığı belli olacak şekilde ince ve vücuda yapışmış ola­rak ifade edilmiştir Ludovisi - Boston kabartmalarında zamanın yeniliğini daha ziyade Eros'un duruşunda aramak yerinde olur. Başın ha­fif sol tarafa eğilmesi, terazi tutan kolun hareketine uyan vücudun yukarı kısmının aldığı şekil ve böylece vücutta meydana gelen yaylanma, Bos­ton kabartmalarında ciddî stil içinde çok ileri sayılabilecek  yenilikler­dir. Yine Boston kabartmasında dar yüzde ileri bir özellik gösteren lir çalan genci, yüz ifadesi, baş ve saç şekli bakımından Myron'un Disko-bol'ü ile karşılaştırmak mümkündür. Diğer dar yüzde oturan kadının al­nındaki çizgi ve yüzündeki kırışıklıklar ve hatta saç şekli o kadar iyi ifa­de edilmiştir ki, esere bakınca gerçekten yaşlı bir kadın karşısında oldu­ğumuzu anlıyoruz. Böyle bir ifade ve başarıya Grek sanatında ilk defa rastlıyoruz. Bütün bu özellikler göz önünde tutularak Boston kabart­malarının Myron'un zamanına kadar inmeleri teklif edilebilir. Hemen ilâve edelim ki, National Müze'deki Ludovisi tahtı bu kadar geç zamana inmemektedir. Zira bu kabartmalarda tam yandan ve tam cepheden tas­vir .etmek prensibi daha çok  hâkim ve Aphrodite'nin  göz yapılışında arkaik özelliklerin kalıntıları hâlâ hissedilmektedir ki bunlar klasik sa­nat atmosferi içinde aksamaktadır. Biz bu durum karşısında, Ludovi­si-Boston kabartmalarına î. ö. 470-450 arası gibi oldukça  geniş bir zaman teklif etmek ve Roma National Müzede bulunanı bu sürenin ba­şına, Boston'dakini de sonuna koyarak bu işin tartışmasını geniş tetkik­lere bırakmak istiyoruz.
Bu kabartmalarda neyin ifade edilmek istendiği kesin olarak bilinmemekle beraber  neşenin yanında kederin yaşlının yanında gencin gösterilmek istendiği tahmin olunabilir. Eros'un tutmakta olduğu terazinin kefesinin elbisesine bürünmüş düşünen kadın , tarafına değil de neşeli olana doğru hafifçe ağması, aynı zamanda bu figürün sevgi tanrısı Eros ile  ilgilenmesinin bir anlam ve amacı olmalıdır. Belki de Ludovisi tahtında doğrudan doğruya ister. Aphrodite'nin, ister başka bir doğuşu olsun bu kutsal olay müzik ve tütsü ile kutlanmaktadır.
 
Zamanın Diğer Eserleri:
İ.Ö. 470 - 460 yılları araşma veya 460 civarına şu eserleri de vermek mümkündür.
 
Charis’ler:
 Elele tutmuş olan bu üç tanrı kadın giyimlerinin değişik olması ile dikkati çeker. Artemision'da bulunmuş olan ve bazı arkeologların Poseidon olarak kabul ettikleri heykel  , yaptığı iş icabı çok hareketli bir şekil gösterir. Tanrı, elindekini fırlatmak için kollarını iyice germiş ve bacaklarını açmıştır. Yüzdeki ciddî ifade yanında, saçın alında gevşek bukleler halinde olması gibi yeni başlayacak olan modanın belirtilerini de buluyoruz. Takriben aynı zamanın eserleri olan Aigina Sphinx'i  ile Apollon Omphalos  (Apollon Choiseuil)'da da bu saç şekli daha bariz özelliği ile görülür. Aigina Sphinx'i, yüzünün arkaik özellikleri hatırlatan ifadesi yanında, başını yana doğru bariz bir şekil¬de çevirmiş olmakla zamanın ileri bir özelliğini gösterir.
 
Olympia Zeus Tapınağı:
Grek aleminin monumental eserlerinden biri olan Olympia Zeus tapmağı, 68x28m ölçüsünde 6x13 sütunlu Dor düzeninde, peripteral bir yapıdadır. Mimarlığa ait kısımları kireç taşından, heykeltıraşlık eserleri mermerdendir. Cella içerde yan duvarlara yakın iki sıra sütunla üç kısma ayrılmıştır.  Metoplar doğu ve batı taraflarda altışar tane olmak üzere Cella duvarında yer almışlardı.Tapınak Elis bölgesinde, bir kült, yeri olan ve Olympiadların yapıldığı Olympia şehrinde inşa edilmiştir. Zeus tapınağından başka Dor düzeninde en eski tapınaklardan biri olan Heraion ve ayrıca hazine daire­leri gibi önemli yapılar da burada yer almakta idi.Elisli Libon tarafından inşa edilen Zeus tapınağının î. ö. 456 yılında tamamlanmış olduğu anlaşılmaktadır. İnşaatın ne zaman başladığı ve ne kadar devam ettiği kesin olarak bilinmemekle beraber heykeltıraşlığa ait eserleri on yıl içinde tamamlandığı tahmin edilmektedir.Arkeolojide ve stilistik karşılaştırmalarda tapınağın Paros mermerinden olan alınlık heykelleri ve metopları için genel olarak.t. ö. 460 civarı ka­bul edilir. Tapınağı yapan heykeltıraşın kim olduğu maalesef bilinmemektedir. Pausanias alınlıkların ustaları olarak Paionios ve Alkamenes’i zikrederse de stil yolu ile yapılan karşılaştırmalarla bu husus teyit edilmiş değildir. Hakim olan genel kanaate "göre bütün işleri plânlayan ve çalışmaları idare eden tek bir usta vardı. Olympia Zeus tapınağı heykeltıraşlık eserlerini üç grup halinde "mütalâa edeceğiz Alınlıklar, metoplar ve Pheidias bahsinde göreceğimiz Zeus heykeli.
 
 
Alınlıklar:
Doğuda Oinomaos ile pelops arasında yapılan araba yarısından önceki sahne görülmektedir. Batı alınlıkta ise Peirithoos’un düğününde kadınları kaçırmaya teşebbüs eden Kentaurlar ile Lapithler arasında çıkan kavga tasvir edilmiştir. Anlıkların köşelerinde ki bazı figürlerin diğer figürlere nazaran stil bakımından farklı olup daha geç bir devire ait özellikler gösterirler. Böylece alınlığın bazı figürlerinin herhangi bir sebepten ötürü sonradan değiştirilmiş olduğu tahmin edilmektedir.
Her iki alınlığın karşılaştırması: Doğu alınlık için seçilen araba yarışı aslında çok hareketli bir konudur. Fakat sanatkâr bu konu içinde sadece, devrin özelliklerini en iyi aksettirecek olan şekil ve anı seçmekle düşünce ve iç âlemin derinliğini, hareket ve heyecana tercih etmiştir. Ayakta duran, oturan sakin figürler, düşünceli ifadeler, kalın ve dik kıvrımlı ağır elbiseler, Olympia Zeus tapınağının genel özellikleridir. Batı alınlıkta ise zamanın heykel sanatında hâkim olan ölçüleri aşan hareket ve elbisenin vücuttan sıyrılması gibi yenilikler denenmiştir. Kısaca ifade etmek istersek, doğu alınlıkta sükûnet ve his batıda ise hareket ve heyecan vardır.
Konu ve figürlerin hareketli olup olmamaları bakımından iki alınlık arasında şöyle bir ayrım daha tespit etmek mümkündür. Seçilen konu icabı alınlıktaki figürler ve bunların uzuvları ileriye, karşısındakine doğru uzanmaktadır. Bu bakımdan bir figürü serbest olarak izah etmek güç ve figür tek olarak ele alındığında manası pek anlaşılamamaktadır. Buna karşılık doğu alınlığın figürlerini serbest, yanındakilerden ayrı olarak mütalaa etmek mümkündür. İşte bu özelliklerden dolayı doğu alınlıktaki figürlerin yerleri anlaşmazlık konusu olmuş ve yukarıda belirttiğimiz gibi iki yeniden kurma ortaya çıkmıştır.
İki alınlık arasındaki diğer önemli bir ayrım da, doğu alınlıkta merkezi Zeus’un teşkil ettiği ve bütün figürlerin ithal edilebileceği tek bir grubun bulunmasıdır. Ancak yanlara doğru gittikçe figürlerin bu gruba katılma dereceleri azalmaktadır. Batı alınlıkta ise, ortada duran tanrı Apollon mücadele sahnesini ikiye ayırmaktadır.
Bütün bu ayrılıklara rağmen, Olympia Zeus alınlıklarının ayrı ayrı ustalar tarafından yapıldıklarını kabul etmek zordur. Muhakkak bir baş usta vardı ve bütün iş konuya bunun görüş ve düşüncesi hâkimdi. Bu ustanın emrinde çalışanlar ona bağlı kalmışlar ve kendilerinden fazla bir şey katamamışlardır. İki alınlık arasında belirli bir zaman farkı da görülmemektedir.
Bütün yeniliklere ve sanatın gelişme yolunda aldığı mesafeye rağmen Olympia eserleri ile Grek sanatı en yüksek seviyesinde ulaşmış değildir. Örneğin batı alınlıkta kentaur’ın kaçırmak için göğsünden infazsızca yakalamış olduğu Hippodameia’nın yüzünde, cereyan eden olay ve bunun şiddetine uyan bir ifade değil, daha çok zamanın genel ifadesi hâkimdir. Bu bakımdan sanat gelişmesine devam edecek, yapılan iş ile yüz ifadesi arasındaki ahengi temin hususunda biraz daha gayret sarf edecektir.
 
Metoplar:
Herakles'in oniki işi tasvir edilmiştir. Mitolojiye göre, Olympia'da yapılan oyunları memlekete Herakles getirmiştir. Belki bu ilgiden ötürü Zeus tapmağı metoplarında,kahramanın başardığı işler tasvir edilmiştir.Metop kabartmalarından dört tanesi oldukça sağlam vaziyette ele geçmiştir. Bunlar Augeias'a ait ahırların temizlenmesi Hesperidlere ait elmaların Herakles tarafından alınması , Girit boğası  ve Stymphalos kuşlarıdır . Bu metopların bazılarında Athena da hazır bulunmaktadır. Aslında bütün bu işlerin yapılmasında Tanrı Kadın, kahramana yardım etmiştir.
Metop figürleri zeminden oldukça çözülmüştür. Metoplarda hem doğu alınlıktaki sükûneti, hem de batı alınlıktaki hareketi bulmak mümkündür. Atlas tarafından elmaların Herakles'e verilmesi sahnesindeki Athena'yı gerek duruş, gerek elbise bakımından alınlıklardaki Hippodameia ve Sterope ile karşılaştırabiliriz. Nemea aslanı sahnesinde olduğu gibi bazı metoplarda mücadelenin durgun anı seçilmiştir. Burada aslan yerde yatmakta, Herakles mücadelenin verdiği yorgunluğun tesiri ile olacak, bir ayağı aslanın üzerinde olmak üzere, ayakta durmaktadır. Bu tasvirde zamanın genel özelliğine uyulmuş olduğunu tahmin etmek kolaydır. Zira daha sonraki eserlerde Herakles'in Nemea aslanı ile mücadelesi daha hareketli geçer.
Herakles'in Girit boğası ile mücadelesinde hareketli ve başarılı bir kompozisyon görüyoruz Herakles'in vücudunun şekli mücadeleye uymuş ve başının aldığı şekil, hayvanın başının hareketine karşı, sahnede denge sağlamak için yapılan bir hareket sayılabilir. Alınlıklarda olduğu gibi metoplarda da hem sükûnet, hem de hareket ifade edilmiştir. Zamanın vazolarında Olympia eserlerinde görülen özellikleri bulmak mümkündür. Floransa Müzesindeki Peirithoos'un düğününün tasvir edildiği kraterde batı alınlıktaki gibi mücadeleyi, Niobidler Ressamı’na ait Louvre'daki kraterde de doğu alınlıktaki sükûneti bulmak mümkündür. Şu halde Olympia eserleri zamana mal olmuş özellikleri aksettirmektedir.
Peisistiratlar zamanında Akropolis'deki Korelerde görülen ve zamanın modası olan İon chiton'unun yerini î. ö. 480 tarihlerinde tekrar peplos almaya başlar. Olympia eserlerinde peplos'un vücuda uydurulmasına çalışılmıştır. Ayakta sakin duran figürler ile, elbisenin şekli ve yukardan aşağıya inen kıvrımlar arasında bir ahenk bulmak mümkündür. Oturan eserlerde  ise oldukça bol ve ağır elbise kıvrımları kullanılmak suretiyle figürlerin hareketleriyle bunlar arasında ahenk sağlama yoluna gidilmiştir. Theseus ve Pirithoos’da olduğu gibi çok hareketli figürlerde elbise chimation harekete engel olacağı düşüncesiyle vücuttan sıyrılmış olarak tasvir edilmiştir.Elbisenin kıvrımlarında yenilik olmuştur. Eskiden bilinen dik kıvrımlar yanında kısa ortası çukur beyzi şekil gösteren kıvrımlar ile özellikle elbisenin etek kenarlarında katlanmış derinin kenarında gözüken ve göz şekline benzeyen kıvrımlar çıkmıştır.
Zeus tapmağı heykeltıraşlık eserlerinin diğer özellikleri olarak şunları da söylemek mümkündür. Düşünen ve kendini dinleyen ifade yanında, alınlığın köşelerinde yatan figürlerde bilhassa Alpheios'da görüldüğü gibi ileriye dikkatle bakan, merkezde cereyan edenleri takip eden ifadeler de vardır. Bilhassa Arkaik Devir kadınlarında görülen dış güzelliğin yerini, şimdi anlamlı ve olgun ifadeler almıştır. Hattâ kadının vücudunu kalın, çuvala benzeyen bir elbise örtmektedir. Esasen Olympia eserlerini İon eserlerinden ayıran özelliğin biri de budur. Kadınlar diş görünüşleriyle çekicilikten uzaktırlar.
Olympia Zeus tapınağının heykeltıraşlık eserleri gerek seçilen konunun ağırlığı ve heyecan, gerek figürlerin büyüklüğü ve iç alemlerinin derinliği bakımından klasik Grek heykeltıraşlığının monumental eserleri arasında haklı olarak yer alır.
Yukarda açıklamaya çalıştığımız bütün yeniliklere ve sanatın gelişme yolunda aldığı mesafeye rağmen Olympia eserleri ile Grek sanatı en yüksek seviyesine ulaşmış değildir. Örneğin batı alınlıkta kentaur'ın kaçırmak için  göğsünden insafsızca yakalanmış olduğu Hippodameia'nın yüzünde cereyan eden olay ve bunun şiddetine uyan bir ifade değil, daha çok zamanın genel ifadesi hakimdir. Bu bakımdan sanat gelişmesine devam edecek, yapılan iş ile yüz ifadesi arasındaki ahengi temin hususunda biraz daha gayret sarf edecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder