Bu Blogda Ara

24 Mart 2010

Steller:(Klasik dönem Heykeltıraşlığı)

Steller:
 
Arkaik Devrin sonuna doğru New York ve Aristion stelleriyle güzel örneklerini vermiş olan bu çeşit eserleri yaklaşık olarak İ.Ö.490yılına ait Alxenor stelinden sonra Ciddi Stil safhasında da bazı örneklerine rastlıyoruz. Bunlar arasında Düşünen Athena Sunion Nîsyros. Giustiniani (Beriki Kız) Taşoz ve Anadolu'da bulunmuş olması bakımından da Sinop kabartmaları zikredilebilir. Hemen şunu da ilave edelim ki ciddi stil saffahasında steller ve özellikle mezar taşı olarak bu çeşitte eserler Attika da çok azdır.Ancak Parthenon ile birlikte Attika kabart­ma Sanatı gelişir ve böylece mezar taşı olarak steller yüzyılın sonuna doğru güzel örnekler vermeye başlar.
 
Giustiniani steli:
Koleksiyoncuya göre isim alan, bazen de Berlinli Kız diye adlandırılan eser Kyklad adalarının birisinde ele geçmiştir.Stel üzerinde tasvir edilen kız duruşu, yüzünün ifadesi ve mezar ha­vasına uyan hali ile Ciddî Stili iyi bir şekilde aksettirmektedir. Genç kı­zın, elinde tutulduğu pyxisten aşağıda duran kaba, tütsü için bir şeyler attığı anlaşılmaktadır. Stelin üst kısmında volüt ve çeşitli yapraklar­dan meydana gelmiş bir akroter yer almıştır. Elbisenin kalın ve dik olan, bilhassa yanda geniş zikzaklar yaparak aşağıya doğru inen kıvrım­ları Ciddî Stilde görülen özelliklerdir. Bu bakımdan eseri Olympia Zeus tapınağı zamanına tarihlemek mümkündür. Eserde en belirli ye­nilik, hafif kıvrılan dizin elbise altında belli olmasıdır.
 
Üzgün Athena:
Akropolis’deki müzede bulunan stelde Athena'yı düşünür vaziyet de tasvir edilmiş olarak görüyoruz. Figür düz bir kabartma olmakla birlikte belden yukarı kısımda fark edilen hafif dönüş ve kollarda görülen plastik özellik ile dikkati üzerine çeker. Ayrıca eserde sol kolun hareketine ve aldığı şekle karşı sağ kolun aşağı doğru inmesi ve elin kalçaya dayanması ile bir mukabil hareket meydana gelmiştir. Eğri duran vücudun ağırlığı, mızrak ile sağ bacak arasında bölünmektedir. Elbisenin dik kıvrımları Delphili Arabacı ile Olympia Zeus tapmağı eserlerini hatırlattığından bu steli  î.ö. 470-460 yılları arasına vermek mümkündür.
Sunion Steli:
Sunion’da bulunmuş olan ve başında çelenk ile meşgul olduğu için galip gelmiş bir atlete ait olduğu tahmin edilen kabartma, profil ile cepheden tasvir arasında bir durum gösterir. Bir nevi derinlik sayabileceğimiz bu özelliğini eser, vücudunun sağ tarafının kısa, dar tasvir edilmesi sayesinde kazanmıştır. Eserde görülen bu ileri özellik yanında göz hâlâ cepheden tasvir edilmektedir. Dudakları ve göz kapaklarının belirli ifade edilmiş olmasını ve bilhassa vücudun tasvir şeklini göz önünde tutarak steli î.ö. 470 civarına vermek mümkündür.
Pharsalos Kabartması:
Bulunduğu yere göre isim alan ve Louvre'da muhafaza edilen stel, bir mezar taşıdır. Üzerinde iki kızın tasvir edildiği stelin alt yarısı kırılmış oluğundan figürlerin belden aşağı kısımlarının şekil ve durumları bilinmemektedir. Normal olarak birinin oturması, diğerinin ayakta durması beklenirse de figürler birbirine çok yakın olduklarından, ikisi de ayakta tasvir edilmiş de olabilir. Figürler, tasvir ve özellikle saç ve elbise şekli bakımından birbirine çok benzer. Konunun tertip ve tasvirinde, figürlerin ellerinde tuttukları kese ve çiçekler önemli bir rol oynamış ve seyircinin dikkati bunlar üzerine çekilmek istenmiştir. Teselya'da bulunmuş olan bu eser figürlerin ifadesi ve tasvirlerdeki zenginlik bakımından İon özelliği taşır. Sağ taraftaki figürün gözünün bariz şekilde cepheden yapılmış olması gibi bazı özelliklere rağmen Pharsalos kabartması î. ö. 460 civarına tarihlenebilir.
 
Taşoz Mezar Kabartması: 
Ege denizinin kuzey kısmında küçük bir ada olan Taşoz'dan İstanbul Müzesine getirilen mezar taşında ölen kimse için verilen ziyafet ile ilgili sahne tasvir edilmiştir. Ölen kimse ortada kline üzerinde görülmekte, arkasında karısı, ön tarafta da sunacağı içkiyi almakla meşgul olan bir genç bulunmaktadır. Kadının sakin oturuşunda, baş ve saçlarının şekil ve yapılışında Olympia eserlerinin stil ve havası kendini gösterir. Bu bakımdan eser î.ö. 460-450 yılları arasına tarihlenebilir.
 
Nîsyros Ste1i  :
İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan bu stelde bir atlet, sol elinde mızrağını tutuyor ve vücudunun bütün ağırlığını sağ bacak taşıyor şekilde tasvir edilmiştir. Başını hafifçe öne eğen ve sakin duran figürde kollar ve bacaklar oldukça hareketli ve sağ bacak dizde bariz bir bükülme göstermektedir. Saçın Olympia eserlerini, hattâ ensedeki görünüşüyle Myron'un Diskobol'ünü hatırlatması bakımından eseri î.ö. 450 ye doğru tarihlemek mümkündür.
 
Sinop  Mezar Taşları:
Sinop'ta-ele geçen ve şimdi Kastamonu Müzesinde bulunan iki mezar stelinden birisinde, İon tarzında bir yapı önünde oturan bir kadın ile bunun, karşısında ayakta duran iki kadın görülmektedir. İkinci stelde ise akroterli bir alınlık altında bir kadın oturmakta ve bunun karşısında diğer bir kadın ayakta durmaktadır.Taşralı ve biraz da acemi olan ustaların elinden çıkan bu kabartmalarda figürler yandan tasvir edilmişlerdir. Bilhassa gözlerin badem şeklinde olması, elbisenin kol üstünden sarkan kısmında zikzak kıvrımların bulunması, ustaların eskiye ait
stille çalıştıklarını gösterir. Ayakta duran figürlerin alt kısımları, görülmeyeceği düşüncesiyle tasvir edilmekten vazgeçilmiştir. Figürlerde tamamen Ciddî Stilin özellikleri hakimdir. Bu bakımdan eserleri î. ö.460 veya biraz sonrasına tarihlemek mümkündür.
Pers harplerinden itibaren Attika da az rastlanan mezar stelleri Millet’in Kolonisi sinopta bulunmuş olmak ananenin doğuda devam ettiğini gösterir Ayrıca bu stellerde, eski gelenek olan tek figürün yerini aile tasvirlerinin alması ve doğulu bir özellik olan İon tarzında naiskos (ev) Tasvirinin bulunması önemlidir. 
Safhanın sonuna  ait birkaç eser daha zikrederek Ciddî Stili tamamlamak mümkündür.Roma'da Torlonia Müzesinde bulunan, Hestia sopasına dayanmış ayakta duran bir kadın heykelidir. Zamanın yenilikleri eserde sadece gövdenin yukarı kısmında, başın yana doğru dönmesi ve kolların hareketinde görülür. Belden aşağısını kalın ve dik kıvrımlı elbise tamamen örtmekte ve bacakların hareketi belli olmamaktadır.
 
Aspasia ve Penelope :
Aynı şekilde safhanın sonuna verilebilecek eserlerdir. Eşi Odysseus'un yolunu yıllarca Bekleyen üzgün Penelope'yi tasvir eden orijinal heykelin elimizde mevcut üç kopyasından ikisi Vaticari Müzesinde bulunmaktadır. Diğer biri de İranda Büyük İskender'in tahrip ettiği Persepolis sarayının kalıntıları arasında ele geçmiştir. Bu bakımdan İran'daki eserin Klâsik Devirde yapılmış olması gerekmektedir. Yalnız, E. Langlozt'un kanaatine göre bu eser i.ö. 460 yıllarında yapılan orijinal Penelope heykeli değil, fakat 5. yüzyılın sonunda veya 4. yüzyılda yapılan bir Grek kopyasıdır.
Likya bölgesinden safhanın sonuna verilebilecek eserler vardır. Britis Museum'a Xanthos'dan gelmiş olan ve vaktiyle mezarların cephelerinde yer aldıkları anlaşılan Sphinxlerde , derinliğin tam manasıyla ifade edilememiş olması ve gözlerin cepheden yapılması gibi eskiye verebileceğimiz özelliklerin yanında, yüz ifadesinde ve çenenin tok halinde Ciddî Stilin bariz özelliklerini bulmak mümkündür. British Museum'a yine Xanthos'dan gelmiş olan araba ve süvarileri  Olympia Zeus tapmağı zamanına tarihlemek mümkündür. Bu kabartmalarda insan ve hayvan tasvirlerinde doğulu özellikler barizdir. Atların dizgin ve sırtlarmdaki ince minderle birlikte tasvir edilmeleri Grek heykeltıraşlığında âdet değildir.

YÜKSEK SAFHA

YÜKSEK SAFHA(klasik dönem)

YÜKSEK SAFHA
(İ.Ö.460–420)
M y r o n
Attika ile Böotia arasında hudut şehri Eleutehrai’da dünya’ya gelen myron’un asıl faaliyet yeri Atina olmuştur. Plinius, sanatkârın hocası olarak Hageladas’ı zikreder. Antik kaynakların verdiği bilgiye göre sanatkâr uzun bir zaman içinde çalışır gözükürse de eserlerinin stili,  esas faaliyet yıllarının İ.Ö. 460–440 arasına rastlaması lazım geldiğini açıklar.
Eski yazarlar Myron’un çeşitli eserlerinden bahsederlerse de bugüne kadar sadece iki tanesinin kopyaları ele geçmiştir. Diskobol ve Athena- Marsyas. Bu eserlerin gösterdiği özelliklere göre Myron Yüksek Safhasının başında yer alması gereken büyük bir sanatkârdır.  Zamanın iki büyük sanatkârının yanında zikredilmesinin nedeni, eserlerinde görülen hareketin zamanın ölçüsünü aşmasıdır. Aslında Plinius da sanatkârın bu özelliğine değinir ve sanata hareketi getiren bir usta olarak kabul edildiğini nakleder. Myron’un sanatı hareket ve gerginlik gibi figürün dış görünüşü ile ilgili olan hususlara dayanmakta ve özellikle sanatkârın iki değişik hareket arasındaki anı tespit ve aksettirmek istediği anlaşılmaktadır.

Diskobol:
Aslı tunçtan olan ve Lukian tarafından tasvir edilen eserin elimize geçen çeşitli kopyaları arasında Roma National Müzede bulunan önemli eserleridir. Diskobol de atletin eğilerek kendi etrafında döndükten sonra diski atmak için diğer harekete geçeceği anı görüyoruz. Sağ kol iyice gerilmiş, vücudun ağırlığı tamamen sağ bacak üzerine verilmiş ve sol ayak sadece parmak uçları ile yere basmıştır. Gövde belden itibaren, yukarı doğru gittikçe artan bir dönüş yapmakta ve böylece dizlerle yüzün yönleri arasında büyük bir açı meydana gelmektedir. Bu da bize sanatkârın hareket ve vücut şeklini ifadeye ne kadar önem verdiğini gösterir. Ayrıca eserde hareketin adalelere etkisinin güzel bir şekilde ifade edilmiş olduğunu da müşahede ediyoruz.
 Athena Marsyas:
Zamanında Akropolis'de yer almış bulunan, Athena ve Marsyas'ın heykellerinden meydana gelen grubun şekil ve tertibi hakkındaki bilgimizi, paralar ve vazolar üzerindeki tasvirlere borçluyuz. Ayrıca eseri Plinius da anlatır. Athena flüt çalarken çirkin gözüktüğünden aleti yere atmış, bunu almak isteyen Marsyas'a Tanrı Kadın bakış ve hareketi ile engel olmuştur. Myron bu eserinde yine bir anı, Athena 'nın engel olmak istediğini, Marsyas’ın kendini tutmak için birdenbire aldığı şekil ve hareketi göstermektedir. Frankfurt'ta bulunan kopyada Athena başında miğferi olduğu halde ince yapılı bir genç kız.tipinde tasvir edilmiştir Göğsünde «V» şeklinde kıvrımlar gösteren peplos, bol kıvrımlı bir elbise şeklini almıştır. Kemer bütünü ile elbise üzerinde gözükmektedir. Bu zamana kadar, Düşünen Athena gibi bir iki eser hariç kemer apoptygma veya kolpos'un altındadır. Hareket eden bacağın dizi elbise altında açık bir şekilde belli olmuştur. Gergin bir vücut ve eğri bir duruş gösteren Marsyas aynı zamanda başarılı bir kompozisyona da sahiptir. Esasen Myron gerginliği tam düz hatlarda değil, eğri hat ve vaziyetlerde temin etmektedir. Sanatkârın eserleri, Polykleitos'a ait olanlarla karşılaştırıldığında bunlarda orantının daha ince tutulmuş olduğu görülür.
Sanatkârın Ladas adli heykeli antik kaynakların bildirdiğine göre önemli bir eserdir. Kopyası henüz ele geçmemiş olan ve koşan bir atleti tasvir eden. heykelin hareketli bir eser olduğu anlaşılmaktadır;. Sanatkârın ayrıca güzel bir inek heykeli yapmış olduğu da söylenir. Plinius, sanatkâr Myron'un Ephesos için yaptığı bir Apollon heykelinden bahseder.

Myron'a verilmesi:
Anadumenos, yüz ifadesi, saçın basık ve küçük bukleler halinde belirtilmiş olması ve özellikle göğüs ve karın adalelerinin Diskobol'de gördüğümüz şekle benzemesi   gibi özellikler   bakımından   Myron'un   eseri   olabilir. Riccardi Başı (Floransa'da) da bu zamanın bir eseri olması ve saçlarının
işlenişi bakımından belki Myron'a verilebilir. Perseues başını (Roma'da) ve Boston Heraklesini de Myron'a verenler vardır.Antik kaynaklar Samoslu sanatkar Pythagoras ile Myron arasında yapılan bir yarışmadan bahseder.



Pheidias:
Pheidias'ın kimliği ve ne zaman yaşadığı hakkında antik kaynaklar bize etraflı bilgi vermektedir. Pausanias, Olympia Zeus heykelinde Beni Charmides'in oğlu Pheidias yaptı cümlesinin yazılı olduğunu kaydetmektedir. Hageladas ve Hegias sanatkârın hocası olarak bildirilir. Plinius sanatkâr için 83. Olympiad'ı (İ. ö. 448444) zikreder ki bu tarih Perikles ve Parthenon'un zamanına uymaktadır. Bu ünlü sanatkârın son günleri ise biraz karanlıktır. Athena Parthenos heykeline ait kıymetli malzemeyi çaldığı iddiasıyla suçlandırılan Pehidias'ın i.ö. 432 yılından sonra öldüğü ve son günlerinin de hapishanede geçmiş olduğu tahmin edilmektedir. Pheidias'ın sanat özeliği ve stilini bize en iyi şekilde aksettiren şüphesiz Parthenon’un heykeltıraşlık Bu tapınağın metopları, frizleri ve alınlıkları bir bütün olarak ele alınacağından, sanatkârın şimdi sadece diğer eserleri üzerinde durulacaktır. Antik yazarlar Pheidias'ın Akropolis'de üç Athena heykelinden bahsederler : Athena Lemnia, Athena Promachos, Athena Parthenos. Olympia Zeus Heykelinden ve Amazon'dan da antik kaynaklardan bahseder. Bunlardan başka aynı kaynakların ışığı altında ve çoğunlukla stil kritik yolu ile, başta Diadumenos olmak üzere Kassel Apollon'u, Anakreon, Athena Medici, hattâ Sapho Albani gibi eserler de sanatkâra verilmek istenir. Bunların dışında eski yazarlar, aralarında önemli eserlerin bulunduğu, sanatkârın başka heykellerinden bahsederlerse de bunların kopyaları henüz ele geçmemiştir.

Zeus Heykeli:
Olympia Zeus tapınağının cellasında yer alan ve dünyanın yedi harikasından biri olan, Zeus'un kolossal heykelini Pheidias, talebesi Kolotes ve yeğeni Panamos'un yardımlarıyla yapmıştır. Büyük sanatkarın bu esere ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemekte, ancak İ.ö. 436 yılına doğru tamamladığı tahmin edilmektedir. Eseri olduğu gibi tasvir eden kopyası elimize, geçmediğinden, bilgimiz paralar üzerindeki tasvirlere ve Antik yazarların yaptıkları tasvirlere dayanmaktadır. Bununla birlikte Boston'da Fine Arts Müzesinde bulunan baş gibi Zeus heykelinin kopyası veya benzeri olabilecek eserler de vardır.Tanrı Zeus bir taht üzerinde oturmakta, başında zeytin dalından çelenk, sağ elinde zafer tanrıçası Nike ve sol elinde de kartal başlı asası bulunmaktadır. Tahdın çeşitli süsleri arasında, boya ile yapılmış olan Amazonlarla savaş ve Aphrodite'nin doğuşu gibi konular da yer alır. Taht ile birlikte eserin yüksekliği 12m.yi  bulmaktadır. Bizans imparatorlarından II.Theodosius zamanında tapınağın geçirdiği yangın sırasında Zeus heykelinin de yanmış olması muhtemeldir. Başka bir söylentiye göre, Bizans devrinde eser İstanbul'a getirilmiş ve burada bir yangın sırasında harabolmuştur.
Tapmağın cella'sını dolduran bu eser altın fildişi ve kıymetli taşlarla süslü idi.Büyüklüğüne ve kullanılan malzemeye göre eser Tanrı'yı ihtişamına yakışır bir şekilde tasvir ediyordu. Antik yazarlardan birisi, bu eseri gören, Homeros'un baş Tanrı için söylediklerine inanır, demektedir. Eser seyirci üzerinde, ayağa kalktığı zaman tapınağın çatısını kaldıracakmış gibi bir intiba bırakıyormuş. Bu muhteşem eser bize 5. yüzyılda, özellikle Pers Harplerinden sonraki zamanda Greklerin tanrı tasvirlerine ne kadar önem verdiklerini göstermektedir
Eserin ne zaman tamamlandığı hususunda çeşitli fikirler vardır. Zeus heykelinin parmağında yazılı olan «Pantarkes» kelimesi Pausanias'a göre İ.ö. 436 yılında gençler arasında yapılan güreşte birinciliği kazanan yarışmacının adıdır. Bu durumu göz önüne alan bazı bilginler Zeus heykelinin ancak İ.ö. 436 yılında tamamlanmış olabileceği kanısındadırlar. Zeus heykelini Athena Parthenos ile karşılaştıranlardan bazıları bu eserin ondan daha önce, bazıları da daha sonra yapıldığını ileri sürerler. Bununla beraber iki kolossal heykelin yapılma zamanları uzun sürmüş ve belki de her iki eser üzerinde çalışmalar bir süre birlikte yürütülmüştür. Zeus heykelinin özelliklerini tam olarak aksettiren kopya elimize geçmedikçe bu değişik teklifler böylece kalacaktır.

Athena Parthenos :
Pheidias’ın Parthenon'daki Athenası Olympia Zeus heykeli büyüklüğünde olup, onun gibi tapınağın cella'sında yer almakta idi. 1.20 m. yüksekliğinde bir kaide üzerinde duran Tanrıça peplos giymiş, başında miğferi, bir elinde Nike, diğer elinde mızrak ve kalkanı olmak üzere ihtişamlı bir şekilde tasvir edilmiştir.
Eserin kopyaları arasında bize en iyi fikir veren, Atina Milli Müzesinde bulunan Varvakeion statüsüdür. Tanrı Kadın'ı ayakta, desteğe dayalı olan sağ eliyle, Greklere bahşettiği zaferin bir nişanesi olarak Nike'yi, sol eliyle de kalkanını tutarken görüyoruz. Tanrı Kadın'ın süslü miğferi üzerinde sphinx ve at figürleri görülmekte ve göğsünü tamamen kaplamış olan aegis'in üzerinde de yılanlar ve Gorgo başı açık bir şekilde belirtilmektedir. Kalkan ile Athena arasında, Akropolis'in kutsal yılanı yer almıştır. Athena’nın bu heykelinde bütün tanrılık vasıfları gösterilmiştir. Antik yazarların bildirdiklerine göre altın ve fildişinden yapılmış olan heykelin kaidesinde Pandora'nm doğuşu, sandallarının kenarlarında Lapithlerle Kentaurların mücadelesi, kalkanın dış tarafında kabartma halinde Amazonlarla savaş, iç tarafında resim halinde Gigantlarla Tanrıların savaşı tasvir edilmiştir. Bütün bunlar bize Pheidias'ın çok yönlü bir sanatkâr olduğunu ve heykeltıraşlığın çeşitli kollarında değişik konuları ele almaktan çekinmediğini gösterir. Athena Parthenos'un elbisesinin önündeki dik ve yanda zikzak şekil gösteren kıvrımlar eski modayı devam ettirmektedir. Bu bakımdan Athena Parthenos, sanatkârın erken eserleri arasında yer alır. Ayrıca dudaklarm hafif açık olduğu dolgun, sakin çehre ile de eser bu hususu teyit eder.

Athena Lemnia :
Pheidias'ın bu eserini Lemnos adasındaki Atinalı sakinler ana şehire hediye etmişlerdir. Akropol'e girerken sol tarafta duran heykeli, eski yazarlardan Lukian, yanaklarının tatlı oluşuna varıncaya kadar tasvir etmektedir. Dresden'deki statü ile Bolognadaki başın Athena Lemnia'ya ait orijinal heykelin kopyalan oldukları anlaşılmaktadır. Elbisenin dik kıvrımları aşağıya kadar inmekte ve yan tarafta Parthenos heykelinde gördüğümüze benzeyen şekiller meydana gelmektedir. Tanrı Kadın'm saçı zamanın özelliğini daha iyi yansıtmaktadır. Bandın saçı bastırışı ve iki taraftan saçların taşması şekli, yüzün yumuşak ve tatlılığı hem Lukian'ı teyit eden noktalar, hem de Pheidias'ın stiline ait özelliklerdir. Pheidias bu eserinde, diğer Athenalarmda olduğu gibi Tanrının savaşçı tarafını değil, daha çok barışçı tarafını belirtmek istemiştir. Bu eserde Tanrı Kadın kalkansız, dikkati fazla çekmemek için miğferini çıkarmış olarak, hattâ aegis ve Gorgo, Athena Parthenos heykelinde görülenden  başka bir şekilde  tertip ve tasvir edilmiştir. Athena Lemnia'nın i.ö. 450-440 yılları arasında yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.

Athena Promachos:
Akropolis'te Erechtheion ile Propylaia arasında, yönü girişe doğru dikili 15 m. boyundaki eseri deniz yolcuları Sunion'dan dahi görüyorlardı. Kopyası elimize geçmemiş olan bu eser hakkındaki bilgimizi Roma paraları üzerinde görülen tasvirlere borçluyuz. Tanrı Kadın başında miğferi, bir elinde mızrağı, diğer elinde kalkanı olduğu halde tasvir edilmiştir.

Amazon:
Ephesos'daki Artemis tapmağı için açılan Amazon yarışmasına katılanlardan Pheidias'a ait eserin kopyası elimize geçmiştir. Yarışmaya katılan diğer sanatkârları da görüp stilleri hakkında fikir edindikten sonra amazonların hepsini bir arada inceliyeceğiz.

Anadumenos :
Pausanias Olympia'da Pheidias'a ait saçım kaldıran (Anadumenos) bir atlet heykeli gördüğünü bildirir. British Museum'da bulunan Diadumenos Farnese adındaki heykel de Pheidias'ın özelliklerini taşıyan bir eserdir.
      Bunun için bazı arkeologlar British Museum'daki heykelin Pausanias'ın bahsettiği heykel olabileceğini, bazıları ise bunun Pheidias'a ait başka bir eser olduğunu kabul ederler. Tabii biz bu tartışmalara katılacak değiliz. Sadece, British Museum'daki eserin, gösterdiği özelliklerden dolayı Pheidias'a ait olması ihtimali üze¬rinde duracağız. Diadumenos Farnese, başındaki bandın saçı bastırışı ve kenarlarından saçların taşması şekli, ayağını yana atması ve yüzünün ifadesi bakımından Pheidias'ın sanat özelliklerini gösterir. British Museum'da bulunan bu eser sanatkâr Myron'un özelliğini taşıyan Anadumenos ve Polykleitos'un özelliklerini gösteren Diadumenos ile karşılaştırılırsa, vücut hatlarının ve adalelerinin yumuşaklığı bakımından da Pheidias'a kolayca verilebilir.

Kassel Apollon :
Kısmen eserin gösterdiği özelliğe, kısmen de Antik yazarların Pheidias'ın «Apollon Parnopios» adında bir eserinden bahsetmelerine dayanarak Kassel Müzesindeki Apollon'u Pheidias'a vermek isteyenler vardır. Bunlardan Lippold bu eseri sanatkârın erken yıllarına ait bir eser olarak kabul eder. Gerçekten bu eser, ayaklarını fazla açmamış oluşu, vücudun ağırlığını taşıyan bacakla oynayan bacak arasında belirli bir fark olmaması, saçlarının işlenişi ve nihayet yüzünde soğuk ifadenin izleri görülmesi bakımından, sanatkârın erken yıllarına verilebilir.

Athena Medici :
Bir kopyası Louvre'da bulunan ve tabiiden büyük olan Athena heykelinin adı arkeolojide «Athena Medici»dir. Eser, önemini kaybetmek üzere olan peplos ve tekrar moda olmaya başlayan chiton gibi iki elbiseyi birden giymiş olarak tasvir edilmiştir. Dışta görülen peplosun kıvrımlarının eski özelliği, oynayan sağ bacak üzerinde ve kollarda belli olan içteki chiton ise ince kıvrımları ile İ.ö. 440 civarının özelliğini taşır. Pheidias'a verilen bu eserin Athena Promachos'un kopyası olması ihtimali üzerinde duranlar vardır. Fakat Promachos'un yapıldığı zamanın Medici'ye nazaran daha erken olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple Medici'yi Pheidias'ın başka bir eseri olarak kabul etmek gerekecektir. Roma'da National Müzede bulunan bir başın Athena Medici'ye ait olması muhtemeldir.

Anakreon:
Perikles babasının arkadaşı şair Anakreon'un heykelini Pheidias'a yaptırmış olmalıdır. Kopenhag'daki Glyptothek Ny Carlberg'de bulunan kopya, duruşu ve yüz ifadesi bakımından gerçekten zamanın özelliğini gösterir. Anakreon'un yaşlı bir kimse olduğu duruşundan ve vücudun ifade şeklinden anlaşılmaktadır. Elbise yalnızca omuzlan kapatmış, vücudun diğer kısmı çıplaktır. Şairin kollarının duruşundan lir çaldığı anlaşılmaktadır. Eseri her bakımdan, Vatican Müzesindeki ayakta duran ve Pheidias'a verilmek istenen Zeus heykeli ile karşılaştırmak mümkündür.
Parthenon:
Perikles bayındırlığa önem vermiş ve Pers Harbleri sırasında yanan, yıkılan yerlerin yeniden imarı için büyük çaba göstermiş ve bu iş için Attika Delos Birliğinin hazinesinden yararlanmıştır. İlk iş olarak Akropolis'te Parthenon'un inşasına başlanmıştır. Yapılacak eser bir taraftan yabancıların hayretini mucib, takdirine mazhar olacak, diğer taraftan da Atinalılar bununla zaferi ihsan ettiğine kani oldukları Athena'ya karşı duydukları hürmet ve bağlılığı ifade etmiş olacaklardı. İşte bu duygu altında tapmak Athena'ya ithaf edilmiş, her iki alınlıkta da doğrudan doğruya Tanrı Kadın'la ilgili mitolojik konular tasvir edilmiştir ki, Grek tarihinde, böyle, bir tapınağın her iki alınlığının aynı tanrıya ayrılmasına pek rastlanmaz. Tasvirlerde tanrılara hizmet ve saygının büyüklüğü, törenin parlaklığı ve her şeyden önce bunların ifade edilmesindeki başarı, üstün sanat belirli bir şekilde görülmektedir. Tapınak için, Erechtheion'un inşa edildiği sahada bulunan Tanrı Kadın'ın eski kült yeri seçilmeyip, Akropolis'in güney tarafında yeni bir yer seçilmiştir. Esasen burada Pers Harpleri yüzünden yarım kalan eski tapınağın temelleri bulunuyordu. Yer seçilmesinde yeni tapınağın uzaktan görülmesi fikrinin de rol oynadığı sanılmaktadır. Lord Elgin tarafından 1800-1816 yıllarında heykeltıraşlık eserlerinin çoğu Londra'ya taşınan tapınağın yapı kısmı yerinde oldukça sağlam vaziyette durmaktadır. Tapınak tarihte, biri Maria kilisesine çevrildiğinde, diğeri de Osmanlılar zamanında silâh deposu olarak kullanılırken Venedikliler tarafından 1687 yılında bombalandığında olmak üzere, iki defa tahrip görmüştür. Iktinos ve Kallikrates tarafından Dor düzeninde inşa edilen tapmağın sütün sayısı 8x17 ve ölçüsü 31x70 m. dir. Tapmakta ton tarzının etkisi açık bir şekilde görülür ve bu yüzden Dor düzeninin soğuk ve sertliği hissedilmez. Yapının çeşitli şekilde süsleme yoluna gidilmesi ve dört tarafının frizle donatılması bu tesirin bariz bir delilidir.Cella'nın batı kısmında Parthenon adı verilen bölmede dört İon sütununun bulunmasını da aynı nedene bağlamak mümkündür. Aigina Aphaia ve Olympia Zeus tapınaklarının dar cephelerinde görülen altışar sütun yerine Parthenon'da sekizer sütun bulunması, gözde, genişliğine bir etki yaratmaktadır. Pronaos ve opisthodomos'da içerdeki sütunlar Dor özelliği olan ve templum in antis tarzındaki tapınaklarda olduğu gibi iki duvarın arasında değil, fakat İon tapmaklarında olduğu gibi duvarların önünden itibaren sıralanırlar. Entasis'in zayıflamış olması yine İon tarzının yumuşak ve ince görüşüne bağlanabilir. Ayrıca tapınak, paralel hatların kavis yapmaları ve sütunların iç tarafa hafif meyilli olmaları gibi özelliklere de sahiptir. Sonuç olarak, Parthenon harmonisini iki stili birleştirmesine borçludur, diyebiliriz.
Tapınağın inşasına İ.ö. 448 yılında başlanmış ve hesap listelerine göre alınlıklar 438-432 arasında yapılmıştır. Ayrıca eserler üzerinde yapılan stilistik çalışmalar da metopların eski (İ.ö. 447-443) olduklarını göstermiştir. Frizlerin yapılma yılları bakımından durumları vazıh olarak bilinmemekle beraber dar cephelerdekilerin, metoplardan sonra, alınlıklardan önce yapıldıkları genel olarak kabul edilmektedir. Uzun taraflardaki frizlerin binanın üzerinde yapıldıkları veya hiç olmazsa yapılmalarına burada devam edildikleri anlaşılmakta ve bu sebepten bunların geç olma ihtimalleri ortaya çıkmaktadır. Güney frizin batı tarafında bulunan tamamlanmamış kısım bu husus için bir belge olarak kullanılmaktadır. Şu halde özetleyecek olursak, metoplar önce, alınlıklar daha sonra yapılmış, frizlere ise alınlıklardan önce başlanmış ve çalışmalara muhtemelen alınlıklar zamanında da devam edilmiştir.

Metoplar:
Tapınakta, ön ve arka cephelerde 14'er, geniş cephelerde 32'şer olmak üzere 92 metop vardır. Metop kabartmalarından güney tarafta olanların ekserisi ele geçmiş, diğer cephelerde olanların hemen hemen hepsi tahrip olmuştur. Cephelerde ayrı ayrı konular ele alınmış, önemli olan doğu taraf Tanrılarla Gigantların savaşına ayrılmış ve sahnenin ortasında da tapmağın ithaf edildiği Tanrı Kadın Athena'ya yer verilmiştir. Batı tarafta Amazonlarla olan mücadele, kuzey tarafta Troja savaşı güneyde ise Kentaurlarla lapithlerin mücadelesi tasvir edilmiştir. Doğu, batı  ve kuzey  yönlerdeki metoplara ait kalıntı çok az olduğundan buralarda çalışanlar ve bunların özellikleri hakkında bilgi edinmek mümkün olmamakta, buna karşılık güney tarafa ait metoplarda bu hususlarla ilgili bazı önemli noktalar tespit edilebilmektedir. Bugüne kadar Parthenon heykeltıraşlığı ile ilgili yapılan çalışmalarda güney tarafın metopları arasında tertip ve stil bakımından bazı ayrımlar tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre eski özellikler taşıyanlar, klasik an-lam ve ifadeyi tam olarak aksettirenler şeklinde metopları genel olarak iki grup halinde toplamak mümkündür. İlk gruba girenlerden güney 30 Nr. lı metoptun tertibinde, Kentaur’un elini lapith'in başına dayamasında ve lapith'in de aynı şekilde mukabele etmesinde bir sunilik görülür. Ayrıca lapith'in yüz ifadesinde ve baş yapılışında Myron'un özelliğini de bulmak mümkündür. Hamann, metoplar arasında tertip, hareket ve son gelişmelerin görülmesi bakımından yaptığı üç gruptan ilkine dahil ettiği bu metopta Olympia Zeus tapmağı batı alınlığının etkisini bulmaktadır. Metoplarda tertip ve ifadede görülen ve eskiye bağlanan bu özellikler yanında her yönüyle savaş anlamına uyan ve klasik ifadeyi tam olarak yansıtanlar da vardır. Bu gruba dahil olanlardan güney tarafta 1, 2, ve 7 Nr. lı metoplarda mücadele güzel bir şekilde ifade edilmiş ve yapı¬lan iş ile yüz ifadesi arasında uygunluk meydana gelmiştir . Buradaki mücadele sahnelerinde yatay, dik ve eğri hatlar bu zamana kadar olduğundan çok daha başarılı bir şekilde birbirleriyle mezcedilmiştir.
Pheidias ve Parthenon heykeltıraşlığı üzerinde fazla çalışan bilginlerden biri olan E. Langlotz metop figürlerinde hayvani ve insanî gibi çeşitli ifadeler tespit etmektedir. Aynı bilgin ayrıca, Pheidias'ın emrindeki ustaları ilkin güney tarafta denemiş olması ve 1 Nr. lı metoptu bizzat yaparak, çalışanlara klasik anlam ve işçiliği göstermiş olması gibi ihtimaller üzerinde de durmaktadır. Hakikaten bu ve bazı  metoplarda tertip çok güzel, Kentaur'ın yüz ifadesi bir portre gibi, canlı bir şekilde işlenmiştir.
Parthenon'un güney metoplarında tespit edilen bu iki genel özellik metoplar arasındaki zaman farkından değil de sadece çalışan ikinci derecedeki ustaların kendilerine has olan stillerinden ileri gelmektedir. Ayrıca, Kentaurlarla Lapithlerin eşit tutulduklarını da görüyoruz. Mücadelede bazen Lapith bazen de Kentaur galip gelmekte, bir tarafta tamamen yenilmiş olan Kentaur, diğer tarafta yere serilen Lapith görülmektedir.

Frizler:
Pheidias bir tapmakta ilk defa mitolojik konu yerine Kayıttan alman bir sahneyi, Atinalıların dört senede bir yaptıkları bay¬ramı tasvir etmiştir. Böylece Atinalılar tapmakta Tanrılarının yanlarında yer almışlardır ki bu bir nevi
onların mertebesine yükselmedir.Tabii bu Persleri yenmenin ve Yunanistan'ı yok olmaktan kurtarmanın verdiği bir nevi gururdur. Esasen Pheidias böyle düşünen bir sanatkârdır ve böyle olduğunu, Athena Parthenos'un kalkanında, Amazonlar savaşında kendini ve Perikles'i tasvir etmesi de göstermektedir.
Yukarda da söylediğimiz gibi Parthenon frizlerinin yapılma tarihleriyle ilgili herhangi bir belge ele geçmemiştir. Yapılan stilistik çalışmalara ve bazı teknik izlere dayanarak bu kabartmaların metoplardan daha sonra yapıldıkları kabul edilmektedir.
Yüksekliği 1 m olan frizlerin bütün uzunluğu 160 m yi bulmakta¬dır. Frizlere aşağıdan ve yakından bakılma mecburiyeti nazarı itibara alınarak, yukarı kısım alt kısma nazaran daha kabarık yapılmıştır. Parthenon frizleri dar cephelerde iç taraftaki sütun sırasının taşıdığı baş tabanın üstünde, uzun cephelerde ise cella duvarının üst kısmında yer almışlardır. Frizlerde takriben 360 insan, 200 kadar at ve bunlardan başka çeşitli sayıda inek, koyun ve keçi figürleri yer almış bulunmaktadır. Bu kadar figürün yer aldığı bu frizlerde, her dört senede bir, Athena'nın doğum gününde yapılan büyük panatheneia şenliği tasvir edilmiştir. Aynı zamanda bu merasimde, Atinalı genç kadınların Athena için dokumuş oldukları elbisenin törenle rahibe verilmesi sahnesi de yer almıştır.
Güney batı köşede başlayan alay, biri tapınağın batı ve kuzey yönlerinden, diğeri de güney tarafından olmak üzere iki kol halinde, törenin merkezini teşkil eden doğu cepheye doğru ilerlemektedir. Tören için hazırlananlar, daha doğrusu süvarilerin hazırlanmaları  batı tarafın frizinde yer almıştır. Elbisesini giyen, sandalını bağlayan atlarıyla meşgul olanlar konuşanlar  ve topluluğa katılmak üzere yola çıkmış olan atlılar hep bu frizde yer almışlardır. Kuzey ve güney tarafındaki frizlerde atları dört nala koşan süvariler, kurbanlık inekleri götürenler, omuzlarında içki kabı taşıyanlar ve arabalar görülür. Yukarda da belirttiğimiz gibi, Parthenon frizlerinde kadın erkek, yaşlı, genç, hattâ küçük yaşta denebilecek Atinalılar Tanrılarına hizmet yolunda çeşitli işler yaparken görülmektedir. Sahnelerin her iki uzun frizdeki tertiplerinde bir simetri göze çarpar : Batıdan doğuya doğru süvariler, arabalar, yayalar ve kurbanlık götürenler aynı sırayı takip ederler.
Frizlerde eskiyle ilgili olabilecek hiçbir ize rastlanmaz, hattâ burada, bazı metoplarda görülen sertlikler dahi kaybolmuş, hareketler normal ve ifade canlıdır. Figürün her hareketinin bütün içinde bir yeri vardır. Kabartmalarda derinlik hem tek figürde, hem de fazla figürlerin bulunduğu sahnenin kendisinde elde edilmiştir. Konu ve sahne içine tek figürün şekli, durumu ve hareketi seyirci gözünde bütün anlamı ve derinliği ile canlanmaktadır. Bilhassa alınlık figürlerinde açık bir şekilde görüldüğü gibi, elbise hiçbir zaman harekete engel olmamakta, biraz mübalâğalı olan küçük tatlı kıvrımlar seyirci gözünde hoş bir tesir bırakmaktadır. İş, hareket ve yüz ifadesi arasında ahenk sağlanmıştır. İfade ve bununla ilgili olarak izah etmeğe çalıştığımız özelliklerin hepsi birden Parthenon stilini meydana getirmektedir. Klasiğin yüksek safhasının en önemli eseri olan Parthenon üzerine arkeolog ve sanat tarihçileri fazlasıyla eğilmişler, heykeltıraşlık eserlerini en ince noktasına varıncaya kadar incelemişlerdir. Bu çalışmaların sonucuna göre, frizler arasındaki üslûp farkları metoplar arasında olan ayrılıklardan daha azdır. Bununla birlikte görülen bazı stil ayrılıklarına dokunmak ve böylece frizlerin özelliklerini daha etraflı bir şekilde ortaya koymak mümkündür.
Frizler arasında belirli ayrımı batı ile kuzey levhaları arasında bulmak mümkündür. Batı frizinde figürü tek olarak ele almaktan ve değişiklikten hoşlanılmaktadır. Esasen bu cephede hazırlık safhasıyla ilgili işler tasvir edildiğinden yan yana ve arka arkaya gelen figürler pek beklenemezdi. Batı frizinde yön ve devamlılık kuzey frizdeki kadar belirli ve muayyen değildir. Buna karşılık figürler canlı, hattâ hareketlidir. Levha ve grupların hepsine şamil olmamakla beraber kuzey frizde genel olarak sahne ve gruplamalarda fazla figürden istifade edilmekte, sahnenin ön ve geri taraflarında figürler çoğu zaman yan yana gelmekte, biri diğerini kesmekte ve bu sayede kabartma sathında derinlik sağlanmaktadır. Tip ve şekil bakımından birbirine benzeyen figürlerin yer aldıkları bu kuzey frizde klasik atmosfer batıya nazaran daha fazla hissedilir ve figürler iç alemlerine daha fazla dönüktürler.
Şimdi frizlerden bazı örnekler alarak Parthenon heykeltıraşlığının sanat bakımından eriştiği düzeyi tespite çalışalım. Batı frizinde dikkati çok çeken sahne, yaklaşık olarak frizin ortasında yer alan, şahlanan at ile bunu zapt etmek isteyen binicinin teşkil ettiği gruptur. Burada iki figür d şekil ve kuvvet bakımından eşit tasvir edilmiştir. Tabiatın, tek ayak üzerinde durabilecek şekilde yaratığı iri gövdeli çevik hayvanı bu hassası ile Parthenon sanatkârı ilk defa taş üzerinde tasvir etmeyi başarmıştır. Hayvanın ifade edilmesiyle ilgili bütün çalışmalar gayet normaldir. Adalelerin belirtilmesi ve damarların işlenişi göze o kadar tabii gelmektedir ki, insan kendini canlı bir hayvan karşısında sanır. Biniciye gelince, geriye doğru hafif meyletmek suretiyle kendisiyle at arasında bir denge sağlamaktadır. Sanatkârın ayrıca elbiseye de önem verdiğini görüyoruz. Chlamis'in arkaya doğru dalgalanmış şekilde tasvir edilmesiyle hem bu kısımdaki saha doldurulmuş, hem de atın çıplak, parlayan vücudu ile kontrast sağlanmış, hattâ atın yukarı kalkmış olan ayaklarıyla arka taraf arasında tasvir bakımından bir denge meydana gelmiştir. Sanatkâr bu şekilde tasvir ettiği iki figür ile hem sahayı doldurmuş, hem de seyircinin dikkatini ortaya çekmeyi başarmıştır. Süvari ve atın yukarı kısımları seyircinin ilk bakışta göreceği yeri doldurmaktadır. Aynı zamanda, yaradılış bakımından insanla hayvan vücudunun eşit olmadığım nazarı itibara   alan sanatkâr,   süvarinin   chlamys'ini   geriye   doğru açılmış olarak tasvir etmekle at ile insan arasında tasvir bakımından eşitlik meydana getiriyor. Olympia Zeus tapınağında eşitliği sanatkâr, Girit boğası metoptun da görüldüğü gibi, Herakles'i önde tasvir etme gibi, insan figürüne bir tercih tanımakla sağlamıştır.
Güney cepheye ait dört atlı araba ve içinde kalkan taşıyan figür de üzerinde durulmaya değer. Burada atın dördü de gösterilerek sahnede bir derinlik sağlanmıştır. Fakat sanatkârın asıl  başarısını derinlik sağlamak amacı ile kalkanı ve bunu tutan kolu tasvir etme tarzında buluyoruz.
Kuzey frize ait 118 Nr. lı süvari Parthenon'un en güzel tasvir edilen figürlerinden biridir. Çıplak figürde belden yukarı kısmın dönüşünü ifade etmede sanatkâr tam başarı sağlamıştır. Vücudun bu dönüşüne karşılık baş profilden gösterilmiş ve bundan ötürü de boyunda meydana gelen cilt katlanması dahi belirtilmiştir. Ayrıca yüz ifadesi klasik anlamı tam olarak yansıtmaktadır. Aslında 5. yüzyılın klasik anlam ve idealizmini Parthenon figürlerinin yüz ifadeleri damgalar. Olimpia Zeus tapınağı eserlerinin yüz ifadelerinde görülen belirli hatlar burada daha fazla tabiilik kazanır ve böylece klasik güzellik meydana gelir.
Doğu  tarafta genel olarak başarı üstündür. Oturan tanrılar ve ayakta duran seçkin Atinalılar merasimin genel atmosferine uymakla birlikte aralarındaki konuşmalar ve birbirleriyle olan münasebetleri de bir dereceye kadar ifade edilmiş ve böylece eski safhanın soğukluğu hissedilmez hale gelmiştir.

Alınlıklar:
Doğu alınlıkta  Athena'nın doğuşu, batıda yine aynı Tanrı Kadın'ın Attika'ya hakim olmak için Poseidon ile yaptığı savaş tasvir edilmiştir. Konuya ait esas figürlerin yanında ayrıca doğu alınlıkta tanrılar, batı alınlıkta Atina şehrinin büyükleri yer almıştır. Alınlıkların 1674 yılında J. Carry ve 1751 de J. Stuart ta yapılan resimleri sayesinde figürler ve konular hakkında fi¬kir sahibi oluyoruz. Fakat doğu alınlığın merkez figürleri çok eski¬den kaybolduğundan, buradaki durum kesin olarak bilinmemektedir.
Yapılan tahmin ve tamamlamalara göre doğu alınlığın ortasında iri gövdesiyle ve profilden olmak üzere Zeus'un oturduğu, yanında Athena ve doğum işine, Zeus'un başını baltasıyla yarmak suretiyle yardım eden Hephaistos'un bulundukları tahmin edilmektedir. Merkez figürlerinden sonra bize göre sol tarafta İris, Demeter, Kore ve Dionysos  sağ tarafta ise Pheito, Dione ve Aphrodite yer almışlardır. Ayrıca alınlığın her iki köşesinde Helios ve Selene'nin arabalarına ait atların başları görülmektedir. Batı alınlığın ortasında Athena ve Poseidon  vardır. Tanrıların yanlarında arabaları, habercileri Hermes ve İris daha sonra da arabacıları bulunmaktadır. Yan taraflarda seyirciler yer alırlar. Bunlardan Kekrops ve kızı  oldukça sağlam vaziyette ele geçmiştir. Ayrıca alınlığın köşelerinde, Nehir Tanrıları oldukları anlaşılan birer yatan figür vardır.
Grek sanatının yüksek safhasına ait en güzel eserler olan alınlık figürlerinde her şey 5. yüzyılın idealizmi içinde tabii olarak ifade edilmiştir. Tabiilik özellikle vücut yapılışında ve adalelerin belirtilmesinde kendini gösterir. Kıvrımlar ise Parthenon'un kendisine has olan ifadesi içinde mütalaa edilmelidir. Elbise ve kıvrımlar Olympia Zeus tapınağında görülenlere nazaran belirli bir değişiklik gösterir: Kumaş incelmiş, kıvrımlar küçülmüş, incelmiş ve çoğalmıştır. Kıvrımların meydana getirdiği tatlı karışıklık ve hafif toplanmaların birinden diğerine geçiş kolayca olmakta ve göz hiç bir şeye takılmamaktadır. Elbise altında vücut, şekil ve hatlarıyla belli olmaktadır. Hasılı sanatkâr sanatını göstermede elbise ve vücuttan aynı derecede faydalanmaktadır. İris'in elbisesinin dalgalanması bir taraftan frizlerde görülenlere paralellik teşkil eder, diğer taraftan da heykelde ilk defa müşahade edilen bir sanat olayı olarak karşımıza çıkar. Figürler mekan içinde gayet rahat durmaktadırlar. Helios'un doğuşunu seyreden Dionysos'un86 b oturuşunda, alınlığın daralan sahasının etkisi hemen hemen hiç hissedilmemektedir. Esasen Parthenon alınlıklarında mekân anlamı ve derinlik, Olympia Zeus tapınağındakine nazaran daha bariz olup, figürlerin frontal duruşlarına artık rastlanmamaktadır.
Bütün bunlara rağmen alınlıkların her figüründe aynı derecede başarı sağlandığı da söylenemez. Doğu alınlıktaki Dione ve Aphrodite'de gayet güzel ifade edilen anne kız samimiyetini ve seyirci gözünün yukardan aşağıya doğru hiçbir şeye takılmadan tatlı kayışını, nihayet kompozisyondaki mükemmelliği, batı alınlığındaki Kekrops ve kızının teşkil ettiği grupta aynı şekilde bulamıyor ve bu iki figürün birbirine dayanmalarında bir zorlamanın mevcut olduğunu görüyoruz.
Sonuç olarak, alınlıkların bir usta tarafından tertip edilerek çalışmaların onun tarafından izlendiği söylenebilir. Metoplarda çalışan ustalar alınlık figürlerine başlayıncaya kadar tecrübe sahibi olmuşlar ve böylece alınlıklardaki çalışmaları daha başarılı olmuştur. Parthenon'un bütün eserleri, çeşitli ustaların çalıştığı Pheidias'm atölyesinde yapılmıştır diyerek, eserler arasındaki ayrılıkların derecesini tayin ve tahdit etmek mümkündür.

Yüksek safha devamı.....

Polykleitos:
Polykleitos Argos'ludur. Bunu hem antik yazarların beyanlarından hem de eserlerinin gösterdiği Dor özelliğinden anlıyoruz. Hocasının kim olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Yazılı belgelerden, sanatkarın faaliyet yıllarının İ. ö. 460-420 yılları arasına rastladığı ve böylece Pheidias'tan sonra 10 yıl daha çalıştığı anlaşılmaktadır. Eserlerini tunçtan yapan sanatkâr aynı zamanda bir teori sahibidir. Yeni bir ölçü ve sistem ortaya koymuş, vücut ve uzuvları, birbirine olan nispetleriyle ifade etmek istemiş ve getirdiği bu yeni sistemi «Canon» adlı kitabında açıklamıştır. Bu kitabın bazı kısımları antik yazarların aracılığı ile zamanımıza kadar intikal etmiştir. Ölçü ve sistemini göstermek amacıyla yapmış olduğu «Canon» adlı bir heykelinden de bahsedilir. Sanatkârın eseri olarak antik kaynakların bildirdiği Doryphoros ve Diadumenos adlı eserlerin kopyaları elimize geçmiştir. İlerde göreceğimiz gibi Sosikles ve Berlin amazonlarından birini Polykleitos'a verdiğimize göre sanatkârın bu eserinin de kopyasına sahibiz demektir. Antik kaynakların önemle üzerinde durdukları ve Pheidas'ın Zeus'u ile karşılaştırdıkları Hera'yı tasvir eden heykelin ise sadece paralar üzerinde tasvirlerini görüyoruz.
Konu olarak Polykleitos daha ziyade çıplak atlet heykellerini seçmiş, başarısını bunlar üzerinde sağlamış ve sanata getirdiği yenilik de bu yolda olmuştur. Bu bakımdan zamanın diğer büyük sanatkârı olan Pheidias'tan ayrılmaktadır. Eserlerindeki derinlik,   vücut ve uzuvlarda temin ettiği ritim ve bariz kontra post Polykleitos'un sanat yönünden karakteristik tarafını teşkil eder. Sanatkârın ikinci derecede olan diğer özelliklerini eserlerini incelerken göreceğiz.

Doryphoros:
«Mızrak Taşıyan» adı verilen bu eserin ele geçen çeşitli kopyaları arasında Pompei'de bulunup Napoli Müzesine getirilen mermer kopya bize Doryphoros ve dolayısıyla Polykleitos'un sanat özelliği hakkında tam bir bilgi vermektedir. Eserin bariz hususiyeti ve Polykleitos'un getirdiği en önemli yenilik, ayağın geriye doğru atılmasıyla figürün derinlik kazanmış olmasıdır. Geriye atılan sol ayak zemine sadece uç kısmıyla basmakta ve vücudun ağırlığı tamamen diğer bacak tarafından taşınmaktadır. Böylece yük taşıyan taraf ile taşımayan arasında çok belirli bir ayrım meydana gelmiştir ki buna arkeolojide kontra post adı verilir. Bu açıdan daha önceki eserlere bakılacak olursa aradaki ayrımın belirli olduğu görülür. Eserin derinlik kazanmasına sol kolun hareket etme şekli de yardım etmektedir. Bu kolun dirsekten itibaren yere paralel şekilde seyirciye doğru uzanmasını, sol bacağın geriye doğru atılmasına karşı ahenk ve dengeyi temin için yapılan bir karşı hareket olarak kabul etmek mümkündür.
Eserde adaleler ve vücudun diğer hatları bariz bir şekilde belirtilmiştir. Saçın başa yapışmış gibi gözükmesi, tırpan şekline benzeyen büklerin fazla plâstik özellik taşımaması her halde sanatkârın, eserlerini tunçtan yapması sonucunda kazandığı bir alışkanlıktır. Saç alında ortadan ikiye ayrılmakta ve nispeten simetrik bir şekilde saç telleri ve bukleler aşağıya doğru sıralanmaktadır. Uzuvlar ve vücut hatları takip edildiğinde eserin bir derinliğe sahip olduğu bariz bir şekilde görülür.
Omuzun geniş, vücudun adaleli, yüzdeki soğukça ifade ve orta boylu olma gibi özellikleri Peloponnes'e atfetmek de mümkündür. Buna karşılık vücutta tatlı diyebileceğimiz bir ritim, hareket vardır. Göğüsten gelen hat izlendiğinde vücuttaki esneme görülebilmekte ve başın sağ tarafa dönmesiyle bu esneme daha da belirli olmaktadır.

VVestmacott :
Şimdi British Museum'da bulunan ve Westmacott diye tanınan eserin Polykleitos'un Olympiadlarda birinci gelen Kyniskos için yaptığı heykelin kopyası olması muhtemeldir. Onun için bazı kitaplarda bu eserin adı Kyniskos olarak geçer. Zira VVestmacott'un duruşu, Kyniskos heykeline ait ele geçen kaidedeki ayak izlerine tamamen uymaktadır. Eserin ayağını geriye atış şekli Polykleitos stilindedir. Yalnız, basan ayak ile geriye atılan ayak Doryphoros'a nazaran taraf değiştirmiştir. Sanatkârın en eski eserlerinden biri olduğu anlaşılan Westmacott, başına çelenk koymak istediği için yatı tarafa doğru fazlaca eğilmiştir.

Narziss:
Louvre'da bulunan bu eseri gösterdiği özelliklerden dolayı Polykleitos'a vermek isteyenler vardır. Figür gerilmiş olan sol kolu ile yan taraftaki desteğe dayanmakta ve bu sayede vücut ağırlığının bir kısmı bu tarafa aktarılmaktadır. Sol ayak, Polykleitos'un eserlerinde olduğu gibi tamamen boştadır. Sağ ayağın ilerde gözükmesine karşılık, sağ kol geriye, vücut arkasına gitmiş ki bu denge temini için yapılan bir hareket ve aynı zamanda eseri Polykleitos sonrasına götürebilecek bir yeniliktir.



Yağ Döken Atlet :
Stil karşılaştırması yaparak bu eseri de Ploykleitos'a vermek mümkündür. Yağ dökmek için kolların aldığı şekil ve hareketlerde bir denge göze çarpar. Bilhassa başın şek¬lini, saç ve bukleleri, Doryphoros'da görülenlerle karşılaştırabiliriz.

Diadumenos :
Antik Devirde Doryphoros kadar itibar görmüş olan bu eserin Delos'ta ele geçen bir kopyası şimdi Atina Millî Müzesinde bulunmaktadır. Atlet orijinalinde kolunu kaldırmış, bandı başına bağlar vaziyette tasvir edilmiştir. Bu eser Doryphoros ile karşılaştırıldığında Polykleitos'a ait özelliklerin bunda daha da gelişmiş olduğu görülür. Göğüs hattı daha meyillenmiş ve vücuttaki ritim daha tatlılaşmıştır. Ayak Doryhporos'ta olduğu gibi geriye atılmış, fakat ökçe kısmında iç tarafa doğru hafif bir dönüş meydana gelmiştir. Adaleler ve yüzdeki ifade daha yumuşak, baş biraz daha yan tarafa dönmüş ve hafifçe öne doğru eğilmiştir.
Yukarda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere Diadumenos'un, tetkik ettiğimiz safha içinde geç bir tarihe ait olması gerekir. Böylece kopyalar halinde elimize geçen ve başını bağlayan diğer atlet heykelleri arasında bunun Polykleitos'a daha yakın olduğu görülür. Kollardaki yumuşak hareketi sanatkârın Hera'sı ile karşılaştırmak mümkündür. Bütün bu özellikleri göz önünde tutarak Doryhporos'u i.ö. 450 - 440 yılları arasına, Diadumenos'u i.ö. 420'ye doğru tarihlemek mümkündür.

Hera Heykeli:
Argos’daki hera tapınağına ait hera heykelini sanatkar hayatının sonuna doğru yaratmış olmalıdır.Pusanias bu heykel, Hera kolossal bir eserdir.Taht üzeririnde oturur.Altın ve fildişinden yapılmıştır. Başında tacı vardır.Bir elinde nar diğer elinde asasını tutar diye tasvir eder eserin koyası elimize geçmemiştir.Argos heraionunda yapılan kazılarda sadece eserin kaidesi bulunmuştur.Bu bakımdan eser hakkında bilgimiz antik yazarların izahlarına ve paralar üzerinde görülen tasvirlere dayanmaktadır.Strabon Hera heykelini Pheidias  Zeus heykeli ile karşılaştırmakta ve işçilik bakımından ikinci derecede kaldığını söyler. Tanrı kadına ait bu heykelin paralar üzerindeki tasvirlerine bakıldığında kolların vaziyetinde Polykleitos’a ait ritim göze çarpar eskiden Juno Ludovisi ve Hera Farnese’nin Polyklitos’a ait heranın kopyaları oldukları üzerinde durulurdu.

Aphrodite:
Napoli müzesi ve Louvre’da bulunan ve muhtemilen Aphrodite’ye ait orijinal bir heykelin kopyaları olan eserler Polykleitos’a ait bazı özellikler gösterirler. Hareket eden ayağın sadece ayak uçlarına basması saçın şekli vücut ve kolların hareketindeki ahenklilik Polykleitos’un diğer eserlerinde görülen özellikleri hatırlatır. Vücudun kol ve bacakların dolgun yapılışı ile eserin bodur görünüşün yüz ifadesi ve başın şeklini de yine aynı özellikler arasında sayabiliriz. Yalnız elbise başka bir stilde yapılmıştır. Bunu Polykleitos’a maaletmek için elimizde hiçbir tutanak yoktur. İlerde göreceğimiz gibi bu eserin orijinalini Arkesilaos’un ve Alkamenes’in Aproditeleri olarak kabul edenlerde vardır.

Amazon:
Polykleitos’un amazon heykeli üzerinde biraz  sonra Kresilas bahsinde duracağız. Polykleitos’u zamanın diğer büyük sanatkarı Pheidias ile karşılaştırırsak stil ve getirdiği yeniliklerle ilgili bazı hususları anlamak daha kolay olacaktır.Pheidias tanrıları ihtişam ve özellikleriyle belirtmiş ve şöhretini bu yolda sağlamıştır. Polykleitos ise daha ziyade atlet gibi mütevazi konular seçmiş ve başarıya bunları ifade etmede ulaşmıştır. Sanatkarı her şeyden önce insan vücudu ve anatomisi uzuvların hareketi ilgilendirmektedir.Hareketler basit olmaklar birlikte ahenklidirler.Sanatkar atlet figürlerinde adaleleri bariz bir şekilde belirtmiş vücudun hatları üzerinde durmuş damarlara varıncaya kadar ifade etmeye çalışmıştır. Bütün bunlar eserin hacim ve derinlik kazanmasına yardım etmektedir.Pheidias’ın önemle üzerinde durduğu elbisede kıvrımlara karşı Polykleitos’un fazla ilgi duymadığı anlaşılmaktadır. Klasik devrin çeşitli sanatkarlarına ait figürlerle Polykleitos’un eserleri karşılaştırıldığında bunların orta boyda oldukları söylenebilir.

Kresilas:
Kresilas’ın Girit teki Kydonia şehrinden gelerek Atina’ya yerleşmiş olduğu anlaşılmaktadır.Sanatkarın faaliyet yıllarına Pheidias ve Polykleitos ile Ephesos için Amazon heykeli yapma yarışmasına katılması ve Perikles’in heykelini yapmış olmasıyla tayin ediyoruz. Buna göre Kresilas’ın sanat hayatı i.ö. 450-425 yılları arasına rastlamaktadır.

Perikles:
Plinius tarafından Kresilas’ın eseri olarak zikredilen Perikles Heykeli anlaşıldığına göre sanatkarın en meşhur eseridir.Heykelin sadece roma devrinde yapılan kopyaları elimize geçmiştir. Biritişh Museum ile Vatikan ve Berlin Müzelerinde bulunanlar hem Perikles hem de sanatkar hakkında bize fikir vermektedir.Eserin 5. Yy. sanat anlayışı idealizm ve Klasizmin hudutları içinde yapılmış olan bir portre gibi bakabiliriz: Uzun bir baş devlet adamı olmanın verdiği mesuliyeti duyan düşünen bir ifade ve Stratek olmanın  alameti sayılan Korinth miğferi.

Yaralı:
Kresilas’ın diğer bir eseri de yaralıyı tasvir eden heykelidir. Pilinius Kresilas’ın bir yaralıyı tasvir eden eserinden bahseder Pausaniasda Akropolis te Diirtephes ‘e ait tunç heykelden bahseder.Akropolisteki araştırmalarda Kresilas’ın adını taşıyan Diirtephes’e ait bir kaide bulunmuştur. Bu üç husus birleştirilerek bir neticeye varılmış ve Kresilas’ın bir yarlıyı tasvir eden eserinin mevcut olduğu anlaşımıştır. Bavai de bulunan tunç heykelciğin bu yaralının kopyası olduğu tahmin edilmektedir.Stil karşılaştırmaları yoluyla bu eseri hakikaten Kresilas’a vermek mümkündür.Gözün üst kapağını kalın ve aşağıya doğru biraz düşük olması ve böylece alt kapakla arasında meydana gelen ve kanala benzeyen şeklin Periklesin Vatikanda herme tarzındaki portresinde de buluyoruz. Ayrıca yaralıda Amazonlara da benzeyen taraflar da vardır. Bilhassa duruş bakımından Pheidias’ın Mattei Amazonuna çok benzemektedir. İkisi de yaralı ve düşmek üzeredirler ve ikisinin de yaraları sağ bacaklarındadır. Diirephes elbise kıvrımlarının fazla plastik
Özellik taşımaması bakımından Sosikles Amazonuna yüz ifadesi bakımından ise daha ziyade Berlin Amazonuna benzemektedir. Bütün özellikler göz önünde tutularak Kresilas’ın zamanın iki büyük sanatkarı Pheidias ve Plykleitos  gibi yenilikler yaratan bir sanatkar olmadığı söylenebilir.

Athena Velletri:
Kresilas’a verilen Louvre’daki kopyasına göre tabiiden büyük olan bu eserin Klasik Devirde önemli olduğu ve Pheidias’ın Athenalarını yanında yer aldığı söylenir. Tanrı kadın Perikles de olduğu gibi Korinth miğferin taşıması göz kapaklarının bariz bir şekilde işlenmesi ve birbirine  yaklaşmış olması bakımından Kreisilas’ın sanat özelliğini gösteriri Athena’nın sağ elinde mızrak sol elinde nike bulunduğu tahmin edilmektedir.Kemeri biraz yukarda bağlanmış olan Peplos’un alt kısmını manto kapatmakta ve dikey kıvrımlar bütün şekliyle gözükmektedir.
  Lippold Artemis Aricia’da sanatkar Kresilas’a ait bazı özellikler bulunur.

Amazonlar:
Plinius’un Natüralis Historia adlı kitabından bildirdiğine göre zamanın sanatkarları Pheidias Plykleitos Kreisilas Phradnun Ephesos Artemis Tapınağı için amazon heykeli yapma yarışmasına katılırlar ödülü Plykleitos’un kazandığı bu yarışmadan Pheidias’ın ikinci Kreisilas’ın üçüncü oldukları anlaşılmaktadır. Elimize geçen amazon heykelleri tarihin bu önemli sanat olayını teyit etmektedir. Roma devrine ait kopyalar olan bu amazonların ilk bakışta kısa chiton giymeleri sakin yorgun ve hatta yarlı olduklarını gösteren ifadeler gibi müşterek özellik taşıdıkları göze çarpar fakat Stil bakımından üzerinde durulduğunda aralarında farkların mevcut olduğu görülür ancak dört tip amazondan Plykleitos ve Kreisilas’a verilmek istenen ikisi üzerinde anlaşmazlık çıkmıştır.
  Şimdi ise Berlin ve onun aynısı Kopenhag Müzesindeki Amazonlar Lippold Poulsen ve Schhuchardt tarafından Kreisilas’a verilmektedir. İki görüşünde haklı tarafları vardır.Hatta bir kısım arkeologlar tarafından Sosikles Amazonunun başı olarak kabul edilen Roma National müzedeki başın gösterdiği yüksek işçilikten dolayı birinciliği kazanan esere  ait olması gerektiği de bu hususta bir delil olarak kullanılabilir.Roma National Müzede bulunan bu başta Plykleitos’a ait diğer eslerin yüzlerinde görüldüğü gibi tam bir etos his hakimdir.

Safhanın Diğer Eserleri:
Niobidler:
Arkeolojide Niobidler diye bilinen heykeller Nieobe’nin çocuklarını tasvir eden eselerdir burada üzerinde duracağımız niobidlerin zamanında bir tapınağın alınlığında yer aldıkları tahmin olunmaktadır mitolojiye göre Tantalos’un Niobe Teb Kralı ile evlenmiş ve yedisi kız yedisi erkek olmak üzere ondört çocuk dünya ya getirmiştir. Çok  çocuğundan dolayı mağrur niobenin öğünmeleri Letoyu çok üzer Apollon ve Artemis Niobidleri öldürmekle annelerinin intikamını korkunç bir şekilde alırlar.
Kopenhag Müzesinde bulunan Niobide kaçarken ok isabet etmiş ve kız yıkılmak üzereyken tasvir edilmiştir. Roma National Müzede bulunan diğer bir Niobid yine düşmek  üzereyken tasvir edilmiştir. Kollarının vaziyetinden okun sırtına isabet ettiği anlaşılan kızın gözlerinin aldığı şekil ve dudaklarının hafif  açık oluşundan duyduğu acının ifade edilmek istendiği anlaşılmaktadır. Yüzde görülen bu acıya karşılık genç kızın elbiseden sıyrılmış olan vücudu bütün tazeliğini muhafaza etmektedir. Ayrıca Kopenhag Müzesinde yere uzanmış vaziyette birde erkek Niobid  vardır. Bunların hepsi için İ.Ö.440-430 arası teklif olunabilir.

Apollon Tiber:
İ.Ö.450 civarına verilebilecek bir eserdir.

Eleusis Kabartması:
2.20m yükseklikte olan itaf stelinde Demether ile Persephone arasında yer altından yer yüzüne başağı getirecek olan Triptolemes’i tasvir edilmiş olarak görüyoruz.Sahnede hakim olan sesizlik Demeter’in elbisesinin dik kıvrımları ve nihayet yüz hatları bu eseri Ciddi Stelle yaklaştırırsa da, figürlerin duruşundaki gevşeklik ve Kore‘nin sol ayağının sadece burun kısmıyla yere basması eseri İ.ö.440-430 arasına tarihlemeyi mümkün kılar.Esasen elbise ve belden yukarıda görülen ince kıvrımlar Parthenon frizleri zamanını gösterir.

Hermes, Eurydike, Orpheus Kabartması:
Eurydike’nin Orpheus’tan ayrılışı gibi hazin olayı tasvir eden eser safhanın sonuna ait olup, Attika kabartma sanatının en güzel örneklerinden birini teşkil eder.Figürler ve gevşek sakin duruşlarıyla Plykleitos’un özelliklerini hatılatırlar biraz önce gördüğümüz Eleusis Kabartmasında da olduğu gibi bu zamanda Mitolojik konular daha çok üç figürlü gruplar halinde tertip edilmektedir. Ele geçen çeşitli kopyalar arasında Napoli National Müzede bulunan en güzelidir.İstanbul arkeoloji müzesine Pella’dan gelmiş olan mezar taşı Polyklet özelliği göstermesi bakımından safhanın i.ö. 420 civarına verilebilecek bir eserdir.

Zengin Stil(Klasik dönem)

Zengin Stil
(İ.Ö.430-400)
5. Yy’lı üç safhaya ayırmış sonuncusuna zengin stil demiş ve zaman olarak da i.ö.430-400 yılları arasını kabul etmiştik.Klasik devir olarak sadece 5. Yy’lı kabul edenlerden bazıları bu safhayı Klasiğin son safhası yahut Geç Klasik olarak kabul edeler daha öncede belirttiğimiz gibi biz 4.yy’lı da Klasik safhanın içinde mütalaa ettiğimizden 5.yy’ın bu safhasını eserlerin gösterdiğin özellikten dolayı zengin stil adı daha uygundur. Parthenon Stili bilhassa alınlık eserlerinde görülen özellikler bu zamanda da devam eder fakat bazı hususlarda gelişmeler olur örneğin Bassai’deki Apollon Tapınağı kabartmaların da ve Sidon da ele geçen Likya Lahdinde görüldüğü gibi konun çeşitliği ve sahnede hakim olan şiddet bakımından Parthenon dan daha ileri gidilmiş olay ve hareket yüz ifadelerine tesir etmiştir. Parhenon ile en yüksek seviyesine ulaşmış olan Klasiğin hudutların bu zamanda  şiddet ve heyecan bakımından genişletilmiştir. Zamanın en önemli yeniliğini elbisenin incelmesinde ve bunun altında vücudun tam manasıyla belli olmasında aramak yerinde olur. Islanmış gibi vücuda yapışan şeffaf elbise zamanın ekseri eserlerinde ve bilhassa yy.lın sonuna doğru olanlarda görülüyor. Parhenon eserlerine nazaran biraz daha incelmiş ve seyrelmiş olan kıvrımlar tatlı dönüşler ve helezonlar yaparak çoğu yerde vücut şeklinin elbise altında tamamen belirli olmasına imkan sağlarlar bazen elbise ve kıvrımları belirtmede tabiiden oldukça uzaklaştığı görülür örneğin Akropolis’deki Athena Nike Tapınağının korkuluk duvarına süsleyen kabartmalarda
elbise kıvrımlarını belirtmede bir sunilik göze çarpmaktadır. Meydana gelen derinlik ve gölgelerle sanatkarın biraz da kendi görüşünü aksettirmek istediği anlaşılmaktadır. Zamanın bu özellikleri yanında bazı kabartmalarda ağaçların kayaların gösterilmesi gibi tabiat özelliklerine de  yer verilmektedir. Sanat o kadar çabuk gelişiyor ki kırk yıl öncesine ait Olympia Zeus Tapınağı ile bu safhanın eserleri arasında belirli ayrımlar meydana gelmiştir. Zeus tapınağının alınlığına ait bir kadın heykeli ile Paionios  Nikesi arasındaki ayrım iki eseri karşılaştıramayacak kadar büyüktür. Safhaların özelliklerini ve ayrımlarını belirtebilmek için bir yazarın sözlerini burada tekrarlamak yerinde olur. Erken Klasiğin ciddililiğine orta safha güzellik ekledi son safhada bu güzelliğe renk verdi.Bu safhayı Grek şehirlerinin kendi aralarında yaptıkları ve  27 yıl süren Peloponnes Savaşları
doldurmaktadır. Bu savaşların yüklediği maddi külfetten dolayı inşaat alanında büyük binalar yapılamamıştır.Bununla birlikte yapı faaliyeti durmuş sayılmaz. Bassai’de Phigaleia tapınağı onarılmış, Theseion tamamlanmış  Erechtheion  ve Nike tapınağı inşa edilmiştir. Anadolu’da Nereidler ve Gölbaşı abidelerinin yapımı da bu safha içerisinde olmuştur. Şöhretleri Pheidias ve Polykleitos kadar olmamakla beraber safhanın şu üç sanatkarı önemlidir: Alkamenes, Agoragritos ve Paionios.

Alkamenes:
Alakamenes’in Atinalı olduğu anlaşılmaktadır. Antik yazarlara göre Pheidias’ın hem talebesi hem de rakibi olan sanatkarın çalışma yılları genel olarak Peloponnes Savaşları zamaında İ.ö. 431-404 rastlar Pheidias’tan sonra Atinada inşa edilen tapınaklara ait kült heykellerinin yapılması görevinin bu sanatkara tevdi edilmiş olduğu tahmin edilmektedir.Antik kaynaklar sanatkarın çeşitli eserlerinden bahseder.Pausanias’a göre gövdelerin birbirine yapışık olan üç Hekate’yi ilk defa bu sanatkar yapmıştır. Bahçelerde Aprodite adlı heykel Alkamenes’in en önemli eseri olarak kabul edilir bu eserin kopyası ile ilgili olarak ortaya çıkan problem henüz halledilmiş değildir. Polykleitos
Bahsinde de üzerinde durduğumuz gibi bazı arkeologlar tarafından Venüs Genetrix bu eserin kopyası olarak kabul edilirse de bu fikir henüz çoğunluk tarafından tasvip görmüş değildir.
Önemli bir kült eseri olduğu anlaşılan sanatkârın Dionysos heykeli hakkında sadece paralar üzerindeki tasvirlerden bir fikir ediniyoruz. Sanatkârın bugüne kadar sadece iki eserinin kopyaları elimize geçmiştir: Hermes ve Prokne

Hermes:
Bergama  ve Efes’te ele geçen Hermes heykelleri ve Alkamenes’e ait Hermes’in doğrudan doğruya kopyaları yahut da onun eserinin adapte edilmiş şekilleridir, Bergama Hermes’inde şunlar yazılıdır Alkamenes’in çok güzel heykelini, kapıların önünde duran Hermes'i göreceksin (onu buraya) Pergamios yerleştirdi. Bu kitabeden de anlaşılacağı gibi Alkamenes'in bir Hermes heykeli bulunmaktadır. Yalnız 5. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan sanatkâr Sokrates'in yaptığı Hermes'den Alkamenes'in faydalanmış olması ihtimalini de burada hatırlamak gerekiyor.

Prokne:
Pausanias’ın ifadesine göre Alkamenes'in eseri olmalıdır. Akropolis'te bulunmuş olan ve oradaki müzede muhafaza edilen Prokne ve İtys orijinaldir. Peplos'un karın üzerinde aldığı şekil ve kıvrımlar genel olarak Parthenon stilini gösterir. Dik kıvrımların aşağıya doğru indikten sonra ayağın iki tarafından yukarı doğru çıkarak ayağı üstten sarmaları ise bu safhada görülen bir özelliktir.

Agprakritos:
Plinius'un bildirdiğine göre, Agorakritos Paros'lu ve Pheidias'ın talebesidir. Yazar ayrıca sanatkârın Alkamenes ile bir Aphrodite heykeli için yarışmaya girdiğini nakleder. Sanatkarın Nemesis adlı kült heykelinin başı ve önemli olduğu ve bunu Rhamnus'daki tapınak için yaptığı anlaşılmaktadır.Bura da yapılan araştırmalarda, Nemesîs Heykelinin başı ve  kaidesini süsleyen bazı figürler ele geçmiştir. Bir para üzerindeki tasvirinden Tanrı Kadın’ın ayakta durduğu ve bir elinde kap tuttuğu anlaşılmaktadır.
 Sanatkârın Ana Tanrı Kadını tasvir eden bir eseri de Atina agorasında bulunmakta idi. Berlin ve Kopenhag müzelerindeki kopyalarına göre Tanrı Kadın tahtında  oturmakta ve bir elinde kap, diğer elinde tef tutmaktadır. Batı Anadolu ve Frig bölgesinde çeşitli tasvirlerine rastladığımız ve aslında Frig Tanrısı olan Kybele'nin ekseriya i başında polos ve yanında aslan bulunur.
Kopenhag'daki müzede bulunan Hera Borghese ve benzerleri bazı arkeologlar tarafından Agorakritos'a verilmek istenir.
Alkamenes ve Agorakritos, Pheidias'ın talebeleri olduklarından hocalarının tesiri altında kalmışlar ve kendilerine has bir stil yaratamamışlardır. Esasen eserlerinden sadece bir ikisi elimize geçtiğinden Agorakritos'un özelliklerini tam manasıyla ortaya koymak mümkün olamamaktadır.

Paionios:
Paionios Trakya'nın Mende şehrindendir. Sanatkârın   Olympia'da ele geçen aynı zamanda orijinal olan Nike heykeli sanat tarihinde önemli bir yer işgal eder. Zaferi temsil eden Tanrı Kadın Olympia Zeus tapınağının karşısında, 9m. yükseklikte bir kaide üzerinde dikili idi. Zeus tapınağının akroterleri için açılan yarışmada sanatkârın birinci geldiği, Nike heykelinin kaidesindeki kitabeden anlaşılmaktadır. «Messenia’lılar ve Naupagtos’lular onu Olympia Zeus'a düşmanlarından aldıkları ganimetin karşılığı olarak ithaf ettiler. Mende'li Paionios onu yaptı, O tapınağın akroterinin yapılışında başarılı bir müsabıktı» denilmektedir.'
Olympia'da yapılan   araştırmalarda ele geçen  Nike heykelinin yüz kısmı yoktur.Vatikan ve Palazzo  Venezia'daki  başlar Paionios’un Nikesi’nin kopyaları olabilir.  Kaidedeki kitabede zikredilen ganimetin, Ispartalılara karşı İ. ö. 421'de kazanılan Archidamos savaşıyla ilgili olduğu tahmin edilmekte ve esasen eserin stili, ince elbise ve kıvrımlar, bunların altından vücudun parlaması bu zamanı gösterir. Uçarak gelmiş olan Nike'nin elbisesi rüzgârın tesiriyle ön tarafta vücuda yapışmış ve arkada hâlâ dalgalanmaktadır. Netice olarak, hareket, elbise ve kıvrımlar, vücudun bütün şekil ve hatlarıyla belli olması bakımından Nike zamanın özelliklerini en iyi şekilde aksettiren bir eserdir.
Strongylion ve Korint başlığının yaratıcısı olan   Kalimachos  zamanın diğer sanatkârlarıdır.

Bassae  Apollon  Tapınağı:
Pausanias'ın bildirdiğine göre, Phigaleia yakınındaki Bassae Apollon Tapınağı,Parthenon'nun mimarı. .İktinos tarafından inşa edilmiştir. Dor düzeninde olan bu tapmak, Olympia Zeus tapmağı gibi hexastil peripteral'dir. Kuzey - güney doğrultusunda olması gibi geleneği bozan özelliğinden başka iç kısımda da değişik bir plân tatbik edilmiştir. Cella'nın içinde, kült heykelinin bulunduğu küçük bir oda ile yarım sütunların çevirdiği bir kısım vardır. Bu yarım sütunların taşıdıkları ton başlıkları ve friz, yapıdaki İon tesirini açıklar. Cella'da sütunlu olan yer ile kült heykelinin bulunduğu küçük kısmı ayıran ortadaki sütunun Korinth başlığı taşıdığı anlaşılmakta, böylece bu tip başlık mimarlık tarihinde ilk defa bu yapıda görülmektedir. Frizlerde Greklerin Amazonlarla, Kentaurlar’ın Lapithler ile olan savaşları tasvir edilmiştir." Savaşa Tanrılar da katılmış, "Artemis'in idare ettiği ve geyikler tarafından çekilen arabanın içinde Apollon ok atarken görülmektedir. Phigaleia frizlerinde savaşın şiddetli cereyan eitigini görüyoruz.Böylesine şiddetli ve heyecanlı mücadele Phigaleia frizlerine has olmakla beraber, bu safhada mücadeleler, Parthenon zamanına nazaran daha şiddetli cereyan etmekte ve bu da zamanın bir özelliği sayılmaktadır. Sahnede ağaç görülmesi de, sanatkârın, olayların cereyan ettiği yeri belirtmek istediğine işaret eder. Phigaleia tapmağı ve frizleri î. ö. 420 yılına ait olarak kabul edilir, ince elbise, dalgalanan ve arka zemini dolduran kıvrımlar bilindiği üzere zamanın özellikleridir.
Erechtheion:
Akropolis'te Athena'nın eski kült mahallinde inşa edilen Erechtheion plân ve şekil bakımından bilinen tapınaklardan ayrılır. Bunun sebebini, yapının çeşitli kült yerlerini içine alacak şekilde inşa edilmesinde aramak gerekir. Dikdörtgen olan esas kısım üç bölüme ayrılmış ve bunlardan birisi Athena'ya tahsis edilmiştir. Güney taraftaki çıkıntı, çatısı sütun yerini tutan altı karyati tarafından taşman bir galeri şeklindedir. Yapı Attik - İon mimarlık tarzının süslü bir örneğini verir. Tapmak adını Atina şehrinin kurucularından olan Erechtheus'dan almaktadır. Aslında yapının frizinde tasvir edilen konular arasında Erechtheus'un doğuşu gibi sahneler de vardır. Tapmağın inşası İ. ö.
421 den 406 yılma kadar devam etmiş ve bu zaman içinde karyatidlerin önce, frizlerin daha sonra (409-406) yapıldıkları anlaşılmaktadır.
Grek mimarisinde sütun vazifesi gören kore'lere karyatid adı verilir. Lakonia bölgesindeki Kariai köyü kadınlarından bazıları, memlekete ihanet ettiklerinden ebedî olarak yük taşımaya mahkûm edilirler.
Erechtheion'daki Karyatid'lerin duruş ve elbiselerinin uzun kıvrımlarında eskiyi andıran özellikleri bulmak mümkündür. Fakat oynayan bacağın şeklinin belli olması ve burada elbise kıvrımlarının gösterilmesinden nispeten vazgeçilmesi zamanın özelliğidir.
Çeşitli konuların tasvir edildiği frizlerde   ince elbisenin vücuda iyi bir şekilde uyması, bazı figürlerin birbirine yakın, hattâ birinin diğerinin görülmesine engel olması gibi özellikler göze çarpmaktır.

Athena Nike Tapınağı:
Athena Nike Tapınağı Akropoliste,  girişin  sağında,   bir   kısmı şehir duvarının üzerine gelecek şekilde inşa edilmiş küçük bir yapıdır. Cella’dan ibaret olan tapınağın sadece ön ve arkasında dörder sütun vardır. Baştaban üzerindeki friz tapınağın dört tarafını sarar.Tapınağın frizlerinde savaş sahneleri yer almıştır. Doğu taraf çok defa olduğu gibi Tanrılar toplantısına ayrılmış ve Zeus ile Athena ortada yer almışlardır. Mücadelenin şiddetli cereyan ettiği frizlerde, cesurane ve birbirini kesen hareketler zamanın özelliği olarak göze çarpar. Bu safhanın eseri olarak Nike tapınağı, daha ziyade, inşa edildiği yerde, burcun üzerindeki düzlüğü çeviren korkuluk duvarına (Balustrade) ait kabartmalarla önemlidir. Burada Nike'yi kurbanlık inek götürüyor sandalını bağlıyor   şekilde çeşitli işleri yaparken tasvir edilmiş olarak görüyoruz. Elbiselerin ifadesinde bol kıvrım kullanılmış ve böylece zengin stil bu eserlerde en yüksek seviyesine ulaş¬mıştır. Hattâ kıvrımların kabarık ve derin olmasıyla ışık-gölge tezadının yaratılmak istendiği de akla gelebilir. Hasılı sanatkâr eserlerine, değişik bir görünüş kazandırmak için, artistik bir özellik vermek istemiştir. Arkeolojide «balustrade» kabartmaları İ. ö. 410-406 yılları arasında yapılmış olarak kabul edilir.

Villa Albani Kabartması adını taşıyan bir süvariyi tasvir eden stel safhanın önemli bir eseridir. Eser çoğu zaman Parthenon frizleri' ile karşılaştırılarak tarihlenir. Fakat elbise kıvrımlarının hareket ve rüzgârın istikametine tâbi olmadan dalgalanışı eseri zengin stil safhasına vermeye yardım eder ve bunun için İ. ö. 430 - 420 yılları arası teklif edilir.



Nereidler   Abidesi:

Nereidler abidesi Likya'da   Xanthos    şehrinde yüksek bir kaide üzerine dış görünüşü bakımından İon tapınağı  tarzında inşa edilmiş bir mezardır. Heykeltıraşlık eserleri 1842 yılında British Museum'a taşınan abidenin bugün yerinde sadece kaideye ait bazı kalıntılar görülebilmektedir. Yapının heykeltıraşlık süslerini frizler alınlık kabartmaları  akroterler ve aslan başı şeklindeki çörtenler ile abide¬nin adını aldığı Nereid heykelleri teşkil eder. Anıtın yüksek ve dikdörtgen şeklinde olan kaide kısmını süsleyen iki frizden başka, birisi baştabanda diğeri de cella duvarının üst kısmında olmak üzere ayrıca iki friz daha vardır. Frizlerde savaş sahneleri, müstahkem bir şehrin alınması için girişilen hareketler, sıra halinde askerler, kline üzerine uzananlar vergi getirenler ve prens etrafında toplanan şehrin ileri gelenleri gibi çok çeşitli konular tasvir edilmiştir. Doğu alınlıkta, belki de mezarın ait olduğu kimse eşiyle birlikte taht üzerinde karşılıklı oturmakta ve diğer figürler alınlığın köşelere doğru daralan sahasına, küçülerek sıralanmaktadır. Böylece kompozisyon bakımından doğu alınlık arkaik bir görünüşe maliktir. Orta akroterin sphinx, yan akroterlerin aslan heykelleri oldukları tahmin edilmektedir. Mitolojide deniz perileri olarak geçen, yolcuları dans ve şarkılarıyla eğlendiren Nereidler'e ait heykeller peristasis kısmında sütunların aralarında yer almakta idiler.
Nereidler Abidesinin heykeltıraşlık eserleri bütün olarak ele alındığında birden fazla ustanın çalışmış olduğu anlaşılmaktadır. Genel olarak zamanın özelliklerini bütün eserlerde görmek mümkündür.İnce elbise ve fazla dalgalana kıvrımlar. Bu özelliği, anıtın süs bakımından zenginliğiyle birleştirerek Anadolu eski İon sanatının özelliğine bağlamak da mümkündür. Ayrıca zamanın eserleri olarak Nereid heykelleri çeşitli bakımdan Paionios'un Nikesiyle benzerlik gösterirler : Ayaklar üzerine yükü vermeyen hareketli bir duruş ile, yelken gibi elbisenin açılmış olması aynı¬dır. Elbise, bütün uzuvlar ve göbek belli olacak kadar incelmiştir. Bu zamanda Likya sanatında hakim olan ve bilhassa eteklerde genişçe satıhlar arasında, üzerinde çizgiler bulunan ve paralelliklerini rüzgârın hafifçe bozduğu kıvrımlar karakteristiktir. Kabartmalarda gözler oldukça derindir. Figürlerde Kıt'a Yunanistan eserlerinde olduğu gibi ahenkli hareketler pek yoktur. Nereidler Abidesi kabartmalarında askerlerin yeknesak bir şekilde sıralanmalarında ve av sahnelerinde de doğulu özelliklerin etkilerini aramak yerinde olur.
Nereidler Abidesi, Likya'nın yüksek kaideli mezar geleneğini aksettiren Aslanlı Mezar ve Harpy Abidesinin başka bir örneğidir. î. ö. 4. yüzyıla ait Mausoleum ve Roma devrine ait Milas'taki mezarın şekille rinde Nereidler Abidesinin tesiri görülür ve böylece Likya'ya ait bu geleneğin uzun zaman devam ettiği anlaşılır.

Gölbaşı   Heroon'u:

Gölbaşı Mezar Abidesi diyebilinen eser Likya bölgesinde eski Trysa şehrinde inşa edilmiştir.Anıt, dikdörtgen şeklinde ve yüksekçe olan avlu duvarı ile bunun  içinde yer alan Likya tipi mezardan ibarettir. Bizi heykeltıraşlık yönünden daha ziyade avlu duvarındaki frizler ilgilendirmektedir. Frizler   iki sıra halinde duvarların içe bakan yüzleri ile güney tarafın dış yüzünde yer almıştır. Ayrıca güney tarafta buluan girişin çeşitli yerleri de figürlerle süslenmiştir. Frizlerde Kalydon domuz avı  , Greklerin Amazon   ve Kentaurlarla   olan savaşları gibi sevilen konular yanında Yediler'in Thebai'a karşı savaşı, Bellerophon  ve Odysseus  ile ilgili sahneler görülmektedir. Ayrıca Nereidler Abidesinde olduğu gibi kline'ler üzerine uzanmış kimselere, monoton bir şekilde sıralanmış askerlere, kalelerin alınması gibi girişilen hareketlere de yer verilmiştir
Kısaca önemini belirttiğimiz abidenin bugün Gölbaşı'nda, avlu duvarına ait bir kısım taş kalıntısından başka hiç bir şey kalmamıştır. Heykeltıraşlık eserleri 1872 yılında Avusturyalılar tarafından Viyana'ya taşınmış olup bugün Sanat Tarihi Müzesinde bulunmaktadır. Bellerophon'un Likya ile özel bir ilgisi vardır. Efsanevî kahraman, Tryns kralının karısı tarafından iftiraya uğrayınca kral onu, öldürülmesi için yazdığı mektupla birlikte kayınpederinin yanma, Likya'ya gönderir. Likya kralı Bellerophon'u öldürmez, fakat şu üç zor işin yapılmasını, Chimeiraya, Amazonlara ve Solumer'deki cenkçi dağ kavmine karşı savaşmasını ister.
Zamanın özelliği olan elbisenin incelmesi buradaki figürlerde de en yüksek seviyededir. Kapının iki tarafında bulunan danseden figürlerin ince elbiselerinin dalgalanma derecesi, zamanın özelliğini aksettiren Nereidler ve Paionios Nikesi'nde görülenlerden aşağı değildir. Gölbaşı kabartmalarında duran figürlerde de elbise kuvvetli ve aynı zamanda sunî diyebileceğimiz bir şekilde dalgalanmaktadır. Parthenon kabartmalarında dalgalanan elbiseyi, daha doğrusu süvarilerin chilamis (pelerin)'inin dalgalanmasını, yapılan bir iş ile izah etmek kolaydır. Burada ise elbiseler iş ve hareketlet ilgisi olmadan, örneğin hareketsiz duran figürlerde de dalgalanmaktadır. Nereidler Anıtında da söylediğimiz gibi burada da, etek kısmında görülen kıvrımların paralelliği rüzgârın elbiseyi dalgalandırmasına rağmen pek bozulmamaktadır. Süvariler arasında, Parthenon'da gördüklerimize benzeyenler vardır. Fakat burada hareket ve mücadele bakımından bir şiddet göze çarpar. Gölbaşı Abidesi genel olarak yüzyılın sonuna tarihlenir. Bazı Likya eserlerinde olduğu gibi Gölbaşı Heroonu'nda Doğu tesirini görmek mümkündür. Kapının üst kısmında yer alan ve gövdesinin ön kısmı tasvir edilmiş olan boğa heykelleri bilindiği üzere Doğuda, İran sanatında görülür.
Ayrıca iç tarafta kapının üst kısmında görülen ölü ve uyuyanları koruyan çalgıcı rolündeki Bes figürleri, Mısır ile olan ilgiye işaret eder. Figürler arasında görülen miğferli, mızraklı süvari tipine Likya sanatında sık sık rastlanır.